Üsküdar Musıkî Cemiyeti



Geleneksel Musıkimizin köklü, en önde gelen kurumunun şüphesiz ki Üsküdar Musıkî Cemiyeti olduğunu düşünüyoruz.


Üsküdar Musıkî Cemiyeti


Geleneksel Musıkimizin köklü, en önde gelen kurumunun şüphesiz ki Üsküdar Musıkî Cemiyeti olduğunu düşünüyoruz. 1918 yılında “Anadolu Musıkî Cemiyeti” adıyla kurulur. Kurucu kadronun başındaki isim Telgrafçı Ata Bey (1876-1936), yanındaki diğer isim de Şevket Bey’dir. 1919 yılında, yine Atâ Bey’in öncülüğünde, Selahattin (Pınar)Bey, Türkmenzâde Osman Bey, Sakallı Selahattin Bey, Şair Talât Bey, Ûdî Sami Bey, Avukat Besim Semih Bey, fıkralarıyla ünlü Mahmut Baler’ in babası Mâbeyinci Hafız Mehmet Bey’ lerin girişimiyle ismi “Dâr’ül Feyz-i Musıkî Cemiyeti”olarak değiştirilir. …Başkanlık görevinin büyük bestekâr Amir Ateş Hocamıza tevdi edildiğinin müjdesini Cemiyet’ in 2.Başkanı Alaattin Pakyüz’ den almakla sevindik.
Ata Bey dönemin kültür ve sanat çalışmalarında önemli bir isimdir. Yine Üsküdar’da “Feyuzat” mektebi ve “Dilküşâ”Tiyatrosu’nun da kurucusudur.(*)
Bundan sonra çalışmalarına Paşakapısı 69 nolu binada devam eder. Cemiyet’in ilk hocası Kadıköylü Ûdî Sami Bey’dir. Cemiyet ilk konserini 17 Haziran Salı günü “İhsaniye”sinemasında verir.
Üsküdar Musıkî Cemiyeti ismini ise 1923’ te Cumhuriyet’in kuruluşuyla alır. İlk çalışmalarını Ahmediye’de bir bina da yaptıktan sonra, İmrahor’ da daha sonra “Halkevi”olarak kullanılacak olan binaya taşınır.
Cemiyet kadrosuna Emin Ongan’ın katıldığı yıl 1927’dir. Bir dönem Türk Musıkisi denilince, çağrıştırdığı kurum Üsküdar Musıkî Cemiyeti ise, Üsküdar Musıki Cemiyeti denilince de çağrıştırdığı, daha doğrusu özdeşleştirdiği isim de rahmetli Emin Ongan Hoca’dır. Emin Ongan iyi bir kemanîdir, mükemmel bir kor şefidir, çok iyi ve özgün bir bestecidir; ancak öğreticiliği, daha doğrusu “hoca” lık vasfı, diğer bütün kimliklerini geride bırakır.
Müzikte batılılaşma çabalarını had safhada olduğu 1934 yılında kapısına kilit vurulmak zorunda kalır. Çünkü devlet, İmparatorluğun bütün birikimleri gibi , sanatının bir kolu olan musıkisinden de utanmaktadır. Bu utançtan kurtulmanın çaresinin de, onu unutmak , unutmak için de onu aşağılamak ve yok saymaktan geçecektir.
1939 senesinde müzikte batılılaşma zorlaması, bütün çabalara rağmen tutmadığı için, musıki camiasında açılan büyük gediğin kapatılması ve yeniden diriliş için bir grup musıkişinas tarafından “Yeni Üsküdar Musıki Cemiyeti”adıyla bıraktığı yerden görevine devam etmeye başlar. Cemiyetin hocası artık Emin Ongan’dır.Emin Hoca artık Türk Musıkisi’ nin isbat-ı vücud etmesinin çabalarına girecek ve bir akıncı kimliğiyle başta bürokrasi olmak üzere bir yığın meseleyle boğuşacak ve sonunda zafere ulaşacaktır. Cemiyet çalışmalarına Ahmediye’deki 39 kapı numaralı binada başlar.
1946 senesine gelinmiştir. Cemiyet o yıl Toptaşı caddesi’ndeki “Halk Partisi Semt Ocağı”na taşınır ve kuruluş ünvanını “Üsküdar Halk Musıkisi Derneği” olarak değiştirme gereği duyar. Çünkü o yıllar, dilde yeni yeni ”tilcik”lerin üretildiği, Arapça ve Farsça ne kadar kelime varsa fırlatılıp atıldığı yıllardır. Dolayısıyla topluluğun “Cemiyet” olan ünvanı “Dernek”olarak değiştirilince birden çağdaşlaştığı kabullenilir. Ah bir de kâr, beste, şarkı yerine sonat, rapsodi, senfoni icra ettirilebilse ne de güzel olacaktır.
Şaka bir tarafa, işte rahmetli Emin Ongan’ın tarihi misyonu burada belirir. O artık 1945 yılından bu yana İstanbul Belediye Konservatuvarı İcra Hey’eti’nde keman sanatçısı ve koro şefi olarak da görev yapmaktadır. Türk musıkisini amatör bir toplulukla yarınlara taşımak….O “tek parti döneminde” parti binasında bile musıkîmizin aslî karakteristiğinden en ufak taviz vermeden , horlanan, yasaklanan bir değeri alıp, 1980’lerin ortasına kadar taşıyacaktır. 1985’de vefat ettiğinde Geride 90 şarkılık bir repertuvar ve 3 saz eseri bırakır. Artık misyonunun ortakları da çoğalmış, hatta Devlet bizatihi kurduğu Devlet Türk Musıkisi Konservatuvarı ile nöbeti teslim almıştır. Altmış sene içinde rahle-i tedrisine oturan nice pür amatörler, zamanla Türk Musıkisi’nin omurgasını teşkil eden birinci sınıf profesyonellere dönüşürler. Kimler mi? Saymakla bitmez: Kemençevî Cüneyd Orhon, Kemençevî Ekrem Erdoğru, Bestekâr-solist Arif Sami Toker, Viyolonsel sanatçısı Vecdi Seyhun, Ney’de zirve isim Niyazi Sayın, Bestekâr-Kanunî Cüneyt Kosal, Solist Nâdir Hilkat Çulha, Kudümzen Hurşit Ungay, Tanburî Sadun Aksüt, Son devrin büyük bestekârları Avni Anıl, Şekip Ayhan Özışık, Kanunî Hüsnü Anıl, Udî Rıdvan Aytan, Kemânî Yücel Aşan, Cahit Peksayar, Nihat Doğu, Solist İnci Çayırlı, Neyzen Fikret Bertuğ, Türk Musıkîsinin “cengâveri “komple sanatçı Cinuçen Tanrıkorur, Bestekâr Tarık Kip, Klârnet Nuri Gün, bestekâr Kâmuran Yarkın, Ritim sanatçısı Vahit Anadolu, Neyzen Aka Gündüz Kutbay, Solist Hayri Pekşen, Bestekâr Erdinç Çelikkol, Bestekâr Âmir Ateş, Kanunî Ahmet Cennetoğlu, son devrin en usta yorumcularından Ahmet Özhan ve daha niceleri…
Türkiye’de artık demokratik rejime geçilmiş, tek partili rejimin katı kuralları bir bir yok olmuş, bunun sonucunda da 4 Ekim 1953’te Cemiyet Genel Kurulu, olağanüstü toplantıda aldığı kararla yeniden “Üsküdar Musıkî Cemiyeti”adını alır.
Nihayet 28 Mart 1967 tarihinde dönemin İstanbul Belediye Başkanı Haşim İşcan’ın imzasını taşıyan Belediye Meclis Kararı ile, Kefçedede mahallesi, Ehram Sokak’taki (Emin Ongan’ın vefatından sonra sokağa onun ismi verilmiştir) 499 m2.lik arsanın intifa hakkı 30 yıl süreyle Cemiyet adına tescil edilir. Tahsis işleminden sonra Cemiyet kendi mali imkânlarıyla hummalı bir inşaat faaliyetine girişir. Bu çlışmlarda bütün cemiyet mensupları gibi Emin Hoca da inşaat işcisi gibi çalışır.
Cemiyet artık yeni binasında Hazırlık (A), (B), İcra (C) olmak üzere üç sınıf halinde eğitim vermektedir.
1979 yılından itibaren de eğitimde başarı, en iyi solist, en iyi güfte ve beste yarışması ve en iyi metod ve tez dallarında Nimet Rüştü Koray’ın finansmanıyla başarılı öğrencilere ödül dağıtmaktadır.
Cemiyetin kronolojik seyrine ara verip bir parantez açarsak; Karizmatik kişiliği ölümünden sonra bile bânisi olduğu Cemiyet çatısı altında uzun yıllar sürdüyse de, Cemiyet artık bu gün sayıları oldukça artan Türk Musıkisi Dernekleri vasatisi düzeyinde kalır. Yani, rutin öğretim programları ve konserleri dışında kitlelere ulaşımda en önemli faktör olan radyo-tv emisyonlarının dışına çekilince,gündemden de uzak kalır. Cemiyet’in İstanbul radyosunda 4 Ekim 1953’te başlayan ve kesintisiz bir şekilde ve düzenli olarak yaklaşık kırk yıl devam eden radyo ve 1980’lerde başlayan TV yayınları 1990’larda birden kesiliverir. İşin enterasn tarafı çok küçük ve iddiasız amatör toplulukların az da olsa yaptıkları emisyonlar sürer gider. Bunun sebeplerinin araştırılıp, çözümlerinin ne olabileceği elbette ki başlı başına bir inceleme konusudur.
Bu satırların yazarı olarak Üsküdar Musıki Cemiyeti ile tanışmam , mübarek bir gün olan 29 Mayıs 1980 , yani İstanbul’ un Fethi gününe rastlar. O gün ezile büzüle girdiğim Cemiyet’ in ve onun bânisi aziz Hocam’ ı tanıyışım, hayatımın en unutulmaz günlerinden biri olmuştur. Sadece müzik değil , sohbet, disiplin, edebiyat hasılı hayatla ilgili ne varsa daha fazlasını onun meclislerinde tanıdım. Belki de onu bire bir tanıyan en son nesilin içindeki şanslı kişiliklerden biri oldum. B sınıfında yaptığı testten sonra,iki yıllık bir süreçte ulaşabileceğim İcra sınıfına layık görmesi ise benim için ayrı bir şeref. Ne yazık ki bu zevki sadece 5 yıllık bir zaman dilimi içinde yaşayabildim.
Bu çağrışımlar 11 Ocak 2009 akşamı ÜMC’ nin Üsküdar Belediyesi Bağlarbaşı Kültür Merkezi’ nde verdiği “ AVNİ ANIL’ ı Anma Konseri” nde oluştu. Sayın Atilla Gündüz’ ün Şefliğinde , Sayın İncila Bertuğ Hanımefendi’ nin sunumu ve Sayın Serap Mutlu Akbulut Hanımefendi’ nin solistliğinde 3 saate yaklaşan doyumsuz bir konser sonrasında oluştu.
Üstelik Emin Hoca’ dan sonra, 30 seneye yaklaşan bir Başkanlık ve Şeflik görevi sonucunda iki hafta öncesinde toprağa verdiğimiz hocamız Şeref Çakar ‘ ın acısının henüz soğumadan…
Tabii ki hayat devam ediyordu ; yine o akşam bu köklü kurumun Başkanlık görevinin yine uzun yıllar rahle-i tedrisinde bulunduğum kıymetli insan , büyük bestekâr Amir Ateş Hocamıza tevdi edildiğinin müjdesini Cemiyet’ in 2.Başkanı Alaattin Pakyüz’ den almakla bir nebze sevindik.
Emin Ongan ekolünün zedelenmemesi ve idamesi açısından teminat kabul ettiğimiz bu görevin, ÜMC çatısı altında tüm Musıki camiamız için bir şans olduğunu dile getirmek istiyorum…
_______________________
(*) (Cemiyet’in 1968 yılında 50. Yıl Kutlamaları çerçevesinde yayımladığı kitapçıktaki bilgiler ışığında)


musiki dergisi......

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Geleneksel Musıkimizin köklü, en önde gelen kurumunun şüphesiz ki Üsküdar Musıkî Cemiyeti olduğunu düşünüyoruz. 1918 yılında “Anadolu Musıkî Cemiyeti” adıyla kurulur. Kurucu kadronun başındaki isim Telgrafçı Ata Bey (1876-1936), yanındaki diğer isim de Şevket Bey’dir. 1919 yılında, yine Atâ Bey’in öncülüğünde, Selahattin (Pınar)Bey, Türkmenzâde Osman Bey, Sakallı Selahattin Bey, Şair Talât Bey, Ûdî Sami Bey, Avukat Besim Semih Bey, fıkralarıyla ünlü Mahmut Baler’ in babası Mâbeyinci Hafız Mehmet Bey’ lerin girişimiyle ismi “Dâr’ül Feyz-i Musıkî Cemiyeti”olarak değiştirilir. …Başkanlık görevinin büyük bestekâr Amir Ateş Hocamıza tevdi edildiğinin müjdesini Cemiyet’ in 2.Başkanı Alaattin Pakyüz’ den almakla sevindik.
Ata Bey dönemin kültür ve sanat çalışmalarında önemli bir isimdir. Yine Üsküdar’da “Feyuzat” mektebi ve “Dilküşâ”Tiyatrosu’nun da kurucusudur.(*)
Bundan sonra çalışmalarına Paşakapısı 69 nolu binada devam eder. Cemiyet’in ilk hocası Kadıköylü Ûdî Sami Bey’dir. Cemiyet ilk konserini 17 Haziran Salı günü “İhsaniye”sinemasında verir.
Üsküdar Musıkî Cemiyeti ismini ise 1923’ te Cumhuriyet’in kuruluşuyla alır. İlk çalışmalarını Ahmediye’de bir bina da yaptıktan sonra, İmrahor’ da daha sonra “Halkevi”olarak kullanılacak olan binaya taşınır.
Cemiyet kadrosuna Emin Ongan’ın katıldığı yıl 1927’dir. Bir dönem Türk Musıkisi denilince, çağrıştırdığı kurum Üsküdar Musıkî Cemiyeti ise, Üsküdar Musıki Cemiyeti denilince de çağrıştırdığı, daha doğrusu özdeşleştirdiği isim de rahmetli Emin Ongan Hoca’dır. Emin Ongan iyi bir kemanîdir, mükemmel bir kor şefidir, çok iyi ve özgün bir bestecidir; ancak öğreticiliği, daha doğrusu “hoca” lık vasfı, diğer bütün kimliklerini geride bırakır.
Müzikte batılılaşma çabalarını had safhada olduğu 1934 yılında kapısına kilit vurulmak zorunda kalır. Çünkü devlet, İmparatorluğun bütün birikimleri gibi , sanatının bir kolu olan musıkisinden de utanmaktadır. Bu utançtan kurtulmanın çaresinin de, onu unutmak , unutmak için de onu aşağılamak ve yok saymaktan geçecektir.
1939 senesinde müzikte batılılaşma zorlaması, bütün çabalara rağmen tutmadığı için, musıki camiasında açılan büyük gediğin kapatılması ve yeniden diriliş için bir grup musıkişinas tarafından “Yeni Üsküdar Musıki Cemiyeti”adıyla bıraktığı yerden görevine devam etmeye başlar. Cemiyetin hocası artık Emin Ongan’dır.Emin Hoca artık Türk Musıkisi’ nin isbat-ı vücud etmesinin çabalarına girecek ve bir akıncı kimliğiyle başta bürokrasi olmak üzere bir yığın meseleyle boğuşacak ve sonunda zafere ulaşacaktır. Cemiyet çalışmalarına Ahmediye’deki 39 kapı numaralı binada başlar.
1946 senesine gelinmiştir. Cemiyet o yıl Toptaşı caddesi’ndeki “Halk Partisi Semt Ocağı”na taşınır ve kuruluş ünvanını “Üsküdar Halk Musıkisi Derneği” olarak değiştirme gereği duyar. Çünkü o yıllar, dilde yeni yeni ”tilcik”lerin üretildiği, Arapça ve Farsça ne kadar kelime varsa fırlatılıp atıldığı yıllardır. Dolayısıyla topluluğun “Cemiyet” olan ünvanı “Dernek”olarak değiştirilince birden çağdaşlaştığı kabullenilir. Ah bir de kâr, beste, şarkı yerine sonat, rapsodi, senfoni icra ettirilebilse ne de güzel olacaktır.
Şaka bir tarafa, işte rahmetli Emin Ongan’ın tarihi misyonu burada belirir. O artık 1945 yılından bu yana İstanbul Belediye Konservatuvarı İcra Hey’eti’nde keman sanatçısı ve koro şefi olarak da görev yapmaktadır. Türk musıkisini amatör bir toplulukla yarınlara taşımak….O “tek parti döneminde” parti binasında bile musıkîmizin aslî karakteristiğinden en ufak taviz vermeden , horlanan, yasaklanan bir değeri alıp, 1980’lerin ortasına kadar taşıyacaktır. 1985’de vefat ettiğinde Geride 90 şarkılık bir repertuvar ve 3 saz eseri bırakır. Artık misyonunun ortakları da çoğalmış, hatta Devlet bizatihi kurduğu Devlet Türk Musıkisi Konservatuvarı ile nöbeti teslim almıştır. Altmış sene içinde rahle-i tedrisine oturan nice pür amatörler, zamanla Türk Musıkisi’nin omurgasını teşkil eden birinci sınıf profesyonellere dönüşürler. Kimler mi? Saymakla bitmez: Kemençevî Cüneyd Orhon, Kemençevî Ekrem Erdoğru, Bestekâr-solist Arif Sami Toker, Viyolonsel sanatçısı Vecdi Seyhun, Ney’de zirve isim Niyazi Sayın, Bestekâr-Kanunî Cüneyt Kosal, Solist Nâdir Hilkat Çulha, Kudümzen Hurşit Ungay, Tanburî Sadun Aksüt, Son devrin büyük bestekârları Avni Anıl, Şekip Ayhan Özışık, Kanunî Hüsnü Anıl, Udî Rıdvan Aytan, Kemânî Yücel Aşan, Cahit Peksayar, Nihat Doğu, Solist İnci Çayırlı, Neyzen Fikret Bertuğ, Türk Musıkîsinin “cengâveri “komple sanatçı Cinuçen Tanrıkorur, Bestekâr Tarık Kip, Klârnet Nuri Gün, bestekâr Kâmuran Yarkın, Ritim sanatçısı Vahit Anadolu, Neyzen Aka Gündüz Kutbay, Solist Hayri Pekşen, Bestekâr Erdinç Çelikkol, Bestekâr Âmir Ateş, Kanunî Ahmet Cennetoğlu, son devrin en usta yorumcularından Ahmet Özhan ve daha niceleri…
Türkiye’de artık demokratik rejime geçilmiş, tek partili rejimin katı kuralları bir bir yok olmuş, bunun sonucunda da 4 Ekim 1953’te Cemiyet Genel Kurulu, olağanüstü toplantıda aldığı kararla yeniden “Üsküdar Musıkî Cemiyeti”adını alır.
Nihayet 28 Mart 1967 tarihinde dönemin İstanbul Belediye Başkanı Haşim İşcan’ın imzasını taşıyan Belediye Meclis Kararı ile, Kefçedede mahallesi, Ehram Sokak’taki (Emin Ongan’ın vefatından sonra sokağa onun ismi verilmiştir) 499 m2.lik arsanın intifa hakkı 30 yıl süreyle Cemiyet adına tescil edilir. Tahsis işleminden sonra Cemiyet kendi mali imkânlarıyla hummalı bir inşaat faaliyetine girişir. Bu çlışmlarda bütün cemiyet mensupları gibi Emin Hoca da inşaat işcisi gibi çalışır.
Cemiyet artık yeni binasında Hazırlık (A), (B), İcra (C) olmak üzere üç sınıf halinde eğitim vermektedir.
1979 yılından itibaren de eğitimde başarı, en iyi solist, en iyi güfte ve beste yarışması ve en iyi metod ve tez dallarında Nimet Rüştü Koray’ın finansmanıyla başarılı öğrencilere ödül dağıtmaktadır.
Cemiyetin kronolojik seyrine ara verip bir parantez açarsak; Karizmatik kişiliği ölümünden sonra bile bânisi olduğu Cemiyet çatısı altında uzun yıllar sürdüyse de, Cemiyet artık bu gün sayıları oldukça artan Türk Musıkisi Dernekleri vasatisi düzeyinde kalır. Yani, rutin öğretim programları ve konserleri dışında kitlelere ulaşımda en önemli faktör olan radyo-tv emisyonlarının dışına çekilince,gündemden de uzak kalır. Cemiyet’in İstanbul radyosunda 4 Ekim 1953’te başlayan ve kesintisiz bir şekilde ve düzenli olarak yaklaşık kırk yıl devam eden radyo ve 1980’lerde başlayan TV yayınları 1990’larda birden kesiliverir. İşin enterasn tarafı çok küçük ve iddiasız amatör toplulukların az da olsa yaptıkları emisyonlar sürer gider. Bunun sebeplerinin araştırılıp, çözümlerinin ne olabileceği elbette ki başlı başına bir inceleme konusudur.
Bu satırların yazarı olarak Üsküdar Musıki Cemiyeti ile tanışmam , mübarek bir gün olan 29 Mayıs 1980 , yani İstanbul’ un Fethi gününe rastlar. O gün ezile büzüle girdiğim Cemiyet’ in ve onun bânisi aziz Hocam’ ı tanıyışım, hayatımın en unutulmaz günlerinden biri olmuştur. Sadece müzik değil , sohbet, disiplin, edebiyat hasılı hayatla ilgili ne varsa daha fazlasını onun meclislerinde tanıdım. Belki de onu bire bir tanıyan en son nesilin içindeki şanslı kişiliklerden biri oldum. B sınıfında yaptığı testten sonra,iki yıllık bir süreçte ulaşabileceğim İcra sınıfına layık görmesi ise benim için ayrı bir şeref. Ne yazık ki bu zevki sadece 5 yıllık bir zaman dilimi içinde yaşayabildim.
Bu çağrışımlar 11 Ocak 2009 akşamı ÜMC’ nin Üsküdar Belediyesi Bağlarbaşı Kültür Merkezi’ nde verdiği “ AVNİ ANIL’ ı Anma Konseri” nde oluştu. Sayın Atilla Gündüz’ ün Şefliğinde , Sayın İncila Bertuğ Hanımefendi’ nin sunumu ve Sayın Serap Mutlu Akbulut Hanımefendi’ nin solistliğinde 3 saate yaklaşan doyumsuz bir konser sonrasında oluştu.
Üstelik Emin Hoca’ dan sonra, 30 seneye yaklaşan bir Başkanlık ve Şeflik görevi sonucunda iki hafta öncesinde toprağa verdiğimiz hocamız Şeref Çakar ‘ ın acısının henüz soğumadan…
Tabii ki hayat devam ediyordu ; yine o akşam bu köklü kurumun Başkanlık görevinin yine uzun yıllar rahle-i tedrisinde bulunduğum kıymetli insan , büyük bestekâr Amir Ateş Hocamıza tevdi edildiğinin müjdesini Cemiyet’ in 2.Başkanı Alaattin Pakyüz’ den almakla bir nebze sevindik.
Emin Ongan ekolünün zedelenmemesi ve idamesi açısından teminat kabul ettiğimiz bu görevin, ÜMC çatısı altında tüm Musıki camiamız için bir şans olduğunu dile getirmek istiyorum…
_______________________
(*) (Cemiyet’in 1968 yılında 50. Yıl Kutlamaları çerçevesinde yayımladığı kitapçıktaki bilgiler ışığında)


musiki dergisi......