FETİHTEN ÖNCEKİ ÜSKÜDAR



Tarih oncesi cağda Uskudar’daki yerleşime dair bir bilgimiz yoktur. Prehistorik buluntular bu bolgede şimdiye kadar elde edilememiştir. Fakat ilk insanların dere yataklarında ve arazinin ic kısımlarında yaşadıklarına dair izler olduğuna gore (Fikirtepe-Kurbağlıdere orneğinde olduğu gibi) burada da Uskudar’ın iki tarafından inen derelerin kıyılarında ilk insanların yaşamış oldukları da duşunulebilir.


FETİHTEN ÖNCEKİ ÜSKÜDAR

Tarih oncesi cağda Uskudar’daki yerleşime dair bir bilgimiz yoktur. Prehistorik
buluntular bu bolgede şimdiye kadar elde edilememiştir. Fakat ilk insanların
dere yataklarında ve arazinin ic kısımlarında yaşadıklarına dair izler olduğuna gore
(Fikirtepe-Kurbağlıdere orneğinde olduğu gibi) burada da Uskudar’ın iki tarafından
inen derelerin kıyılarında ilk insanların yaşamış oldukları da duşunulebilir.
Fetihten itibaren İstanbul’un karşısında buyuk ve onemli bir yerleşim yeri olarak
doğan ve gelişen Uskudar’ın İlkcağ ile Ortacağ’daki tarihceleri hakkında da fazla bir
bilgi yoktur. İlkcağda adı “Altın şehir” anlamına gelen Khrysopolis olan Uskudar’ın
belki bir kısmı Scutarion olarak tanınmıştı. Scutarion adının ise nereden geldiği
hususunda değişik goruşler vardır. Scutarion teriminin latin dilindeki Scutari’den
geldiği sanılmaktadır. Farsca ulak anlamına gelen bir kelimeden urediği yolundaki
goruş pek inandırıcı değildir. Scutari Roma doneminde askeri birliklerde kullanılan bir
tur kalkanlarla ilgilidir. Scutarii terimi ise Roma ordusu piyadelerinin en başında
yuruyen ve boy kalkanları taşıyan birliğin adıdır. Ve butun kalkan taşıyan askerlerin
barınağının veya atolyesinin scutarion denilen bu yerde bulundukları ileri surulur.
Balkanlarda Arnavutluk’ta da scutarion adında bir yer vardır. Burası Turk devrinde
İşkodra adını almıştır. Khrysopolis tercumesi “Altınşehir” dir. Bunun Marmara uzerinde
guneş batarken Uskudar kıyılarına vuran akşam guneşinin ışıklarının bu beldeye altın
rengi vermesinden dolayı olduğu sanılır. Khrysopolis gec Roma cağında onemli bir
olaya da sahne olmuştur. IV. Yuzyıl başlarında iktidarı ele gecirmek icin carpışan Romalı
komutanlar arasında son mucadele Constantinus ile Licinius arasında ceryan etmiştir.
Doğuya doğru kacan Licinius rakibi Constantinus ile olan son carpışmayı Anadolu
yakasında Crizopolis’te yapmıştır. Ve bu savaş herhalde Uskudar’ın doğu tarafındaki
duz arazide olmuş, Licinius’un kesin yenilgisi ve olumu ile sona ermiştir. Roma imparatorluğunun
tek sahibi olarak kalan I. Constantinus bundan sonra Bizantion şehrini imar
ederek daha geniş olculerde buyutmuş ve 330 yılında resmen Constantinupolis’in acılış
toreni yapılmıştır. Scutarion adı Turk devrinde Uskudar’a donuşmuştur. Eski adı
Khalkedon yani Kadıkoy ile Uskudar cok ufak yerleşim yerleri olarak doğmuş ve fazla
gelişmeden kalmıştır.
Bugun Kadıkoy’un yerindeki Khalkedon’un bazı arkeolojik kalıntılar ve izler daha
onemli olduğunu gosterir. İlkcağda ve Ortacağ başlangıclarına kadar Uskudar’ın
doğudan İstanbul’u tehdit etmek uzere gelen kuvvetlerin istilasına uğradığı da bilinir.
17
* Prof. Dr., Emekli Oğretim Uyesi
18 `32; USKUDAR SEMPOZYUMU
Sasaniler Khalkedon’u yağma ettiklerinde herhalde Uskudar’a kadar da ilerlemiş
olmalılar. Bizans doneminde 6. yuzyılın sonlarına doğru cocukları ile birlikte feci
surette oldurulerek tahtını kaybeden imparator Mavrikios’un (582-602) kız kardeşinin
kocası Philippikos’un burada buyuk bir sarayı veya villası vardı. Roma cağında ileri
gelenlerin ve zenginlerin villalarını denizi goren yamaclarda inşa ettirdikleri ve bunların
genellikle denize hakim cephelerinin sutunlu galeriler şeklinde olduğu bilinmektedir.
Bu turden bu sayfiye saray ve villaların mozaiklerde tasvirlerine rastlandığı gibi bazı
kalıntılar da ceşitli yerlerde bulunmuştur. Hatta boyle bir ornek Guney Anadolu’da
Silifke yakınında Akkale adı verilen bir sahil sarayında temsil edilmiştir. İstanbul
boğazının da kıyılarında Roma cağında bu turden cok sayıda saray veya villaların
bulunduğu duşunulebilir. İşte VI. yuzyılda imparator Mavrikios’un eniştesinin sarayı da
bu esaslara gore inşa edilmiş bir yapı olmalıydı. Bunun icin de en uygun yerin Salacak’ın
yuksek kesimi duşunulebilir. Bu kişi ayrıca guzel bir bahce icinde kurduğu tesisin
icinde Meryem adına bir de manastır yaptırmıştı. Bu manastır Bizans imparatorluğunun
onemli buyuk dini tesislerinden biri olmuş ve başındaki din adamları ceşitli vesilelerle
tarihe gecmiştir. IX.yuzyıla kadar varlığını surduren manastırın X.yuzyıldan sonra
adının bir daha kaynaklarda anılmadığı dikkati ceker. İkinci manastırın Hagia Maria
adında bir tepe eteğinde ve bataklık kenarında olduğu bilinmektedir. Bunun icin en
uygun yerin Selanikliler mezarlığının bulunduğu Bulbulderesi’nin olabileceği
duşunulebilir. Ancak bu her iki buyuk manastırın tam yerlerinin nereleri olduğu
hakkında ipucu verecek herhangi bir kalıntı bugune kadar elde edilememiştir. Bu tur
villalardan biri de Cengelkoy yamaclarında olup ve bu sarayın altın yaldızlı kiremitle
kaplı olduğu kaynaklarda bahsi gecmektedir. Boğaz kıyılarının eski sakinlerinden bir
dostumuz bu kiremitlerden bazı parcaları cocukluğunda bulduğunu bizlere soylemişti.
Ayrıca Osmanlı doneminde bu kiremitlerden sağlam olanlar toplanarak Sirkeci’de
yapılan bir mescidin uzerine konulmuş ve boylece mescid okside oldukları icin yeşilimtrak
olan kiremitlerden dolayı “yeşil kiremitli mescid” olarak adlandırılmıştı.
IV. Haclı seferine cıkmak uzere hazırlanan gemiler tahtını kaybetmiş olan Bizans
imparatoru II. Isaakhios Angelos’un (1185-1195) batıya gonderdiği oğlunun onerisiyle
gemiler Kudus’u almak uzere yakın doğuya gidecek yerde programlarını değiştirerek
once Bizantion onlerine gelmeyi ve duşuk imparator Isaakhios’u yeniden iktidara
gecirmeyi ve boylece uzun sefer sırasında Bizans’ın maddi yardımlarını sağlayacaklarını
duşunmuşlerdi. IV. Haclı seferini teşkil eden gemiler 1203’te programlarını ve yollarını
değiştirerek Konstantinopolis onlerine geldiklerinde once Khalkedon koyunda konaklamışlar
ve gemilerdeki suvariler karadan Uskudar’a gelmişler ve haclı seferinin
başındaki ileri gelenler burada bulunan scutarion sarayına yerleşmişlerdir. Gemilerdeki
hayvanlar uzun suren deniz yolculuğundaki sıkıntıdan ferahlatılmak uzere Haydarpaşa
cayırında otlatılırken seferi idare eden buyuk şeflerden fransız Geoffroy de Villehardouin
bu seferi hikaye eden hatıratında yuksek kademedeki katılımcıların bir sure icin
Scutarion imparatorluk sarayında yerleştiklerini bildirir. Bu sarayın bir iddiaya gore
Toptaşı’nda bulunduğu bazı kalıntılara dayanılarak ileri surulmuştur. Uskudar’a hakim
Sultantepe’de de ve Ozbekler tekkesinin olduğu yerlerde de bir Bizans dini yapısının
bulunduğuna ihtimal verilir. Cunku buradaki koşkun kapısında ve bahcesinde yakın tarihlerde
işlenmiş sutun başlığı goruldukten başka genellikle tekkelerin “şenlendirme”
politikasının bir işareti olmak uzere terkedilmiş harap manastırların yerlerinde yapıldığı
duşunulerek burada da evvelce bir dini tesisin olduğuna ihtimal verilir.
Sultan III. Mustafa (1757-1774) tarafından Salacak sırtlarında yaptırılan Ayazma
camiinin adını veren ayazmanın eski bir Bizans kalıntısı olduğu duşunulebilir. İstanbul’un
fethi sırasında Uskudar’da Bizans doneminden kalmış ayakta onemli bir yapı
bulunmadığı anlaşılmaktadır. En azından boyle bir yapı cami veya mescide
donuşturulebilirdi. Halbuki hicbir İslami tesis burada mevcut değildir. İstanbul’un 1453
Mayıs’ında fethinden cok once bu belde turklerin eline gecmiş bulunuyordu. Osmanlı
beyliği XIV. yuzyılda batıya doğru yayılırken Turk akıncıların İstanbul boğazının
Anadolu yakasına kadar geldikleri bilinmektedir. Boğazın Karadeniz’e acılan kesiminde
Turkler Riva ile Yoros kalelerini ele gecirmişlerdi. Batı avrupadan Bizans’a yardım etmek
uzere Boucicaut idaresindeki ucretli askerlerin bu bolgede turklerle savaştıkları hatta
Riva deresi kıyısında Karadeniz’e hakim bir tepe ustundeki kaleye yerleşmiş kucuk bir
Turk askeri kuvvetine teslim olmayı zorlamak icin kalenin dibinde ağac ve calılar
yaktıkları ve boylece kaleden cıkmak zorunda kalan turklerin hepsinin kılıctan gecirilerek
olduruldukleri bu seferi anlatan bir yabancı kaynaktan oğrenilir. Derenin karşı
yakasında olan Turkler bu katliamı onleyememişlerdir. Gerek boğazın kuzey kesiminde
ve gerek daha aşağılarda Goksu deresi başında Yıldırım Bayezid’in bir kale yaptırmış
olması butun Anadolu yakasının Turk hakimiyetine girmiş olduğunun acık delilidir.
Artık XIV. yuzyıl sonlarında ve XV. yuzyıl başlarında Turkler Uskudar’dan itibaren kuzeye
kadar boğaz kıyılarının Anadolu yakasında kendilerini gosteriyorlardı. Ve İstanbul
henuz Bizans imparatorluğu idaresinde iken İstanbul’a gelen Bertrandon de la Broquiere
(o. 1459) adlı ajan da burada turklerin yaşadıklarını bildirir.
İslam ulkelerinin durumlarını incelemek uzere Fransa kralı tarafından yakın
doğuya gonderilen bu seyyah 1432’de başladığı gezisinde once Mısır’da Memluk sultanlığını
ziyaret ederek durumu incelemiş. Buradan kuzeye cıkmış Filistin-Suriye
uzerinden Anadolu topraklarına girerek Adana ve cevresinde Dulkadıroğulları beyliğini
tanımış arkasından da guneybatı ve Konya’da hakim Karamanoğullarını ziyaret ettikten
sonra Osmanlı ulkesine gecmiştir. Bertrandon ayrıntılı bir bicimde yazdığı bu cok
değerli ve ilgi cekici seyahatnamesinde gezisini musluman kıyafetinde yaptığını bildirir.
Bursa’yı ziyaretinden sonra geldiği Uskudar’da bu sırada artık burada Turkler yaşamaktadır.
Ve uskudar’dan karşıya Ceneviz idaresinde olan Galata’ya bizanslı kayıkcılar
yolcu taşımaktadırlar. Kendisi de boyle bir kayıkla karşıya gecmek uzere bindiği sandalda
Turk kıyafetinde olduğu icin buyuk saygıyla karşılanmış. Ancak aslında Turk
değil katolik bir frenk olduğu anlaşıldığında az kaldı Rum kayıkcı tarafından oldurulecekken
Cenovalılar tarafından kurtarıldığını hatıratında anlatır. Bertrandon Galata’ya
yerleştikten sonra bir ara son gunlerini yaşamakta olan Bizans imparatorunu sur ici
İstanbul’a gecerek burada gormuş ve şehri anlatan hatıralarına kitabında yer vermiştir.
İstanbul’un fethinden once Uskudar artık bizansla ilişiği tamamen kesilmiş bir
Turk yerleşim yeri olmasına rağmen ne yazık ki burası hakkında bugune kadar yazılı
bir kaynak olmadığı gibi fetih oncesi Uskudar’daki Turk yerleşiminin kalıntısı
sayılabilecek herhangi bir ize de rastlanmamıştır. Belki ileride daha acık bilgiler elde
edileceği umulabilir.
Uskudar tarihinin onemli bir parcası olan tarihi bir varlık da Salacak onlerinde
tarih boyunca denizi susleyen kız kulesidir. Anlaşıldığına gore burada tarih oncesi
cağlardan itibaren adeta kucuk bir adacık teşkil eden bir adacık veya topuk bulunuyordu.
İstanbul boğazının Marmara yonunde şiddetle akan akıntısı Karadeniz’in deniz
urunlerini mevsimine gore akın halinde Marmara’ya getirirken kızkulesi bu urunleri
FETİHTEN ONCEKİ USKUDAR `32; 19
20 `32; USKUDAR SEMPOZYUMU
yakalamakta buyuk bir gorev goruyordu. Zaten İlkcağ tarihinde Bizantiyon şehrinin en
başta gelen gelir kaynağı İstanbul boğazından gecen balıklar ve bunların başında palamut
idi. Ayrıca Akdeniz’den Marmara uzerinden Karadeniz’e gececek gemilerden
Bizantiyon şehrinin bir geciş vergisi veya harac aldığı da bilinir. Bunun da kontrol yeri
su yuzeyindeki bu kucuk toprak parcası uzerinde kurulmuş olan arkla adı verilen kontrol
merkezi idi. Zaten bu denizyolunu kullanan gemilerin akıntıya karşı gelebilmeleri
ve eğer yelkenli iseler ruzgardan faydalanabilmeleri icin bu kontrol merkezine
yaklaşmak zorunda bulunuyorlardı. Kız kulesine yakıştırılan bu ad ise eski mitolojik bir
takım soylentiler ile bağlantılıdır. Ancak bunlarda pek gercek payı olduğu soylenemez.
Zaten gerek Anadolu’da gerek Rumeli’de pek cok yerde kız kalesi veya kız kulesi olarak
adlandırılan kaleler veya burclara rastlanır. Hatta bunlardan bugunku Yunanistan’da
olanlara dair bir yunanlı araştırıcı tarafından bir makale yayınlanmıştır. Anadolu’da da
Afyon kalesinin bir burcu kız kulesi olarak adlandırıldığı gibi Mersin-Silifke yolunun
karşısında Akdeniz’deki kucuk bir ada da kız kalesi olarak tanınmıştır. Daha başka yerlerde
de bu ada rastlanır.
Gecişleri kontrol icin kız kulesi ile kıyı arasında bir mania konulduğu anlaşılmakta
ise de bunun bir duvar olabileceğine inanılamaz. Ancak belki Ortacağ’da Halic
girişinde olduğu gibi burada da su yuzeyinde sal gorevi goren fıcılara bağlanmış bir zincirin
bulunabileceği akla daha yatkın gelmektedir. Kıyı kalelerinde ve bunların
koruduğu liman girişlerinin onlerinde bir kule inşa edilmesi usuldendi. Nitekim guney
Yunanistan Mora yarımadasında Turk doneminde adı Anabolu olan Nauplion limanının
onundeki kule hala durmaktadır. Yunanlılar buna turkce burc teriminden bozulmuş
olarak bugun bile “burci” derler. İkinci bir ornek de cok yakın tarihlere gelinceye kadar
Antalya limanının karşısında gorulebiliyordu. Kuşadası ve Şile limanı onundeki kule de
başka ornekler olarak gosterilebilir.
Fetihten sonra Turk doneminde kız kulesi kare planlı bir kule olarak yukselmiş ve
eski gravurlerden anlaşıldığına gore tepesinde ahşap bir koşk şeklinde bir kısım
yapılmıştır. Burası artık bir geciş vergisi alınan bir merkez değil boğaz ve liman
emniyetini sağlayan bir fener kulesi olarak kullanılır olmuştur. XVIII. yuzyılda
nedendir bilinmez kısa sureli hapishane olarak da kullanıldığı tarihi kayıtlardan
oğrenilmektedir. Sultan I. Mahmud (1730-1754) doneminde karanlık bircok işlerin
idarecisi olarak hakkında pekcok şikayetler yapılan Kızlarağası hattat Beşir Ağa burada
hapsedilmiş ve az sonra da idam edilmiştir. Padişahın gazabına uğrayan XVIII. yuzyılın
sadrazamlarından Hekimoğlu Ali Paşa da kısa bir sure icin buraya kapatılmış fakat sonu
Beşir Ağa’nınki gibi olmamıştır. Kız kulesinin mimari bakımından gorunumu XIX.
yuzyıl başlarında butunuyle değiştirilmiş ve barok uslupta bir kargir fener kulesi
bicimine sokulmak suretiyle bugunku şeklini almıştır. Burası turistik bir merkeze
donuşturulurken bilhassa kare planlı alt kısmının sıvalarının bazı yerlerde raspa edilerek
hangi doneme ait olduğu incelenmeliydi. Fakat maalesef boyle bir işlemin
yapıldığını eğer yapılmış ise bunun sonuclarını oğrenebilmiş değiliz.
Uskudar Belediyesi tarafından duzenlenen Uskudar tarihi ile ilgili sempozyumda
takdim ettiğimiz kısa bildiriyi burada bir makale halinde sunmuş bulunuyoruz. Ancak
bu yazımız sadece bir on calışmanın urunudur. İleride daha etraflı araştırmalar
yapılarak Uskudar’ın fetihten onceki tarihi ve eğer mahalle aralarında gozden kacmış
bazı kalıntılar varsa onların tespit edilmeleri ile daha geniş bir araştırma ortaya konulabilir

Semavi Eyice
Prof. Dr., Emekli Oğretim Uyesi


USKUDAR SEMPOZYUMU 1 ciltten alıntıdır....