Üsküdar Esnafı ve Bıraktığı Tarihi Miras (3)



Üsküdar Esnafı ve Bıraktığı Tarihi Miras (3)


Üsküdar Esnafı ve Bıraktığı Tarihi Miras (3)

Üsküdar Esnafı ve Bıraktığı Tarihi Miras 

Ahmet Uçar - Tarih Uzmanı-Araştırmacı -


Üsküdar’ın kasaplarıda çok naml idi. Ancak devlet hem halkın sağlıklı et yemesi, hem de kasapların pahalı et satmaması için çok dikkatli davranıyordu. 8
Eylül 1725’de; bir baş ve dört ayağa on ikişer akçe nizam verilmiş iken kasablar
tamahlarından bu nizamı ihlal eylediklerinden ıstanbul, Üsküdar ve Galata’da
kesilen sığırların baş ve ayaklarının narh üzere sattırılması için paçacılar devletten
yeni bir ferman almayı başarmışlardı. 13 Mayıs 1734’de ise Üsküdar’da sı-
ğır kasabı Ahmet’in, dükkânında narh defteri gelmeden inek eti bulunmasından
dolayı islah-ı nefs edinceye dek Seddülbahir’de kalebent edilmesine karar verilmişti.
 Ancak 9 gün sonra Kurban Bayramı’na hürmeten Kasap Ahmet affedilmişti.
 28 Haziran 1734’de bu kez Üsküdar’da Mirasyedi denmekle bilinen Kasap
Mehmed’in etin okkasını 18 akçeye satmasından dolayı Seddülbahir’de kalebent
edilmesi kararlaştırılm›ştı. 2 Ağustos 1808’de ıstanbul, Üsküdar, Galata
ve bağlı yerlerdeki kasaplara Rumeli ve Anadolu’dan gelen koyun, keçi vesairenin
taksimi ile halkın zarardan korunması kararı alınmıştı.
30 Haziran 1757’de ise istanbul’da Yeni Cami, Bayezid, Tophane ve Üsküdar Camileri
havlularında açıkta et satan çeyrekçi kasaplarından ve celeplerden aldıkları
koyun bedellerini vermekte müfşkülat gösterenlerin gedikleri üzerinden alı-
narak; kasaplık hakkı başkalaı›na satılmasını temin için bunlara yeni bir kasaplar
kethüdası tayin olunmuştu Zaman zaman kasaplar ile kasaplar kethüdası
arasında da sorunlar çıkıyordu. 12 Ocak 1860’da Kasap esnafından Ali’nin Üsküdar’da
iskele başında olup Kasaplar kethüdasınca yıktırılan salaşının yeniden
inşasına müsaade olunması kararlaştırılmıştı. II. Abdülhamid döneminde sıhhiye
müfettişlerince tüm dükkânlar gibi Üsküdar’daki kasaplar da teftiş edilmiş,
22 Ocak 1891’de Dâhiliye Nezaretine sunulan rapor’da kasapları uygulanmakta
olan nizama aykırı davranmamaları için uyarılmışlardı.
II. Meşrutiyet sonrası Üsküdar’ın artan et ihtiyacı için Selimiye’de yeni bir mezbaha
yapılmııştı. Dönemin istanbul şehremini Cemil (Topuzlu) Paşa anılarında
bu konuda şu bilgiyi vermektedir: “Üsküdar-Kadıköy taraflarında ise Selimiye
kışlasının önünde bulunan ve evvelce askeri mezbaha olarak kullanılan binayı
açtırdım, temizlettim, muvakkaten sıhhi bir mezbaha haline koydum! Tekmil
Üsküdar-Kadıköy ve havalisi kasaplarına burada kesilen koyunları kamyonlarla
yolladım. Fakat etin fiyatı artmasın diye okkada bir kuruştan fazla resim almadım.”
Eski Üsküdarlılar’dan Fuat Andıç Hoca; çocukluğunda Üsküdar’ının en meşhur
kasabı olan Arnavut Andon’u bize tanıtmaktad›r: “Üsküdar’da… Tanıdığım
dükkânlar yıkılmış. Ne Yoğurtçu Bulgar, ne Kasap Andon var. Halbuki bu iki
dükkân Üsküdar için bir lüks ifadesi idi. Andon en iyi eti satar diye şöhret bulmuştu.
Diğer kasaplardan az bir şey daha pahalı idi. Andon’un dükkânında buzdolabı
da vardı. Andon buzdolabını diğer bütün kasaplardan daha evvel almıştı.
Gündüz camekânında teşhir ettiği, bacağından kancaya asılı, kiminin üzerinde
kuzu, kiminde koyun yazan mor damga ile damgalanan hayvanları gece olunca
buzdolabına kaldıı›r, dükkânını saat yedide kapardı Andon. “Aman 6.15’e yetişelim,
Andon dükkânını yoksa kapar,” diyenleri bilirim. Andon kendine göre
Rum, bize göre Hıristiyan Arnavut’tu. Oğlu Yorgo ile Arnavutça konuşurdu.
Acaba neden hele Rumların sevilmeyip, Arnavutların bizden sayıldığı bir devirde
illâki Rum olduğunu iddia ederdi?” Kasap Andon hakkında Ahmet Yüksel
Özemre Hoca da kısaca şu bilgiyi vermektedir: “Selman Ağa Camii’nin karşısında
icra-i faaliyet eden Andon Hıristiyan Arnavut olmasına rağmen Rum gibi
davranır; oğluyla Rumca konuşurdu. Üsküdar ahalisinin Arnavutları Rumlardan
daha fazla sevmelerine rağmen Andon’un Üsküdar kopillerinin küfürlü
alaylarına hedef olmamak için Rum’muş intibaını vermek istediği yorumu yapı-
lırdı
“Üsküdar’da yalnızca koyun ve keçi eti yenirdi. Daha ucuz olan sığor etine pek
itibar edilmezdi. Kasaplar keçi etinin bağırsak bozukluklarına yol açabilme potansiyeli
olduğunu bildiklerinden çok titiz davran›rlar ve keçi etinin en iyisini,
emniyetle yenecek kalitede olanını satarlardı. Koyun eti ile keçi etinin görünürde
pek farkı olmadığından bu fark göstermek için Belediye mezbahasında koyunlara
kırmızı, keçilere ise yeşil damga vurulurdu. 1960’ların başında kasaplarda
artık keçi eti satılmamaya başladı. 1940’lı yılların baflında, hatırladığım kadarı
yla, kuzu etinin kilosu 90 kuruştu. Üsküdarlılar koyunun kıvırcık türünü
tercih ederlerdi; ikinci sıradaki tercihleri ise dağlıç türüydü. Ağız tadına düşkün
olanlar kızıl karaman türünden uzak dururlardı; çünkü kızıl karamanın eti hem
tatsızd› ve hem de pişerken tahammül edilemeyecek kadar kötü bir koku salardı.
Orta halli ve iyi şartlara malik Üsküdarlılar kasaplardan her sefer bir but ve
bir kol-kürek koyun eti alırlar; buttan kıyma, kol kürekten de kuşbaşı yaptırırlardı.
Bu, kemikleriyle birlikte, en aşağı 2,5- 3 kiloluk bir alışveriş olurdu.”