MODERNLEŞEN OSMANLI PARKLARININ USKUDARDAKİ ERKEN İKİ ORNEĞİ: MİLLET BAHCESİ VE DOĞANCILAR PARKI



MODERNLEŞEN OSMANLI PARKLARININ USKUDARDAKİ ERKEN İKİ ORNEĞİ: MİLLET BAHCESİ VE DOĞANCILAR PARKI


MODERNLEŞEN OSMANLI PARKLARININ USKUDARDAKİ ERKEN İKİ ORNEĞİ: MİLLET BAHCESİ VE DOĞANCILAR PARKI

MODERNLEŞEN OSMANLI PARKLARININ
USKUDARDAKİ ERKEN İKİ ORNEĞİ:
MİLLET BAHCESİ VE
DOĞANCILAR PARKI
Tayfun Gürkafl*
Bu bildiri kamusal alanların ve genelde mekanın, ideolojik yapılanmalarla bağlantılı olarak tanımlanmış ve oluşturulmuş gerceklikler olduğu duşuncesinden hareketle, Geç Osmanlı donemi Turkiye’sinde kamusal alanların oluşturulma süreclerini belirli bir tarih aralığında gozlemlemek ve bu zihinsel donuşumun tarihsel arka planını anlamaya calışmak amacını taşımaktadır. Bunu yaparken donemin cok daha karmaşık toplumsal gerceklerinin ve zihniyet yapısının daha kolay anlaşılabilmesi icin yine aynı doneme ait ozgul bir kavramın on plana cıkarılarak irdelenmesi gerekir. Bu nedenlebu calışmada one cıkartılan kavram, kamusal alan deyince ilk akla gelen mekanlardan
biri olan, parklar olacaktır. Parkların neden secildiği sorusunun bir başka yanıtı ise, bu mekanların birer mimari ürün olarak butun toplumsal aktorleri bir araya getirebilme şansının olmasıdır. Doğanın estetik, bilimsel veya kulturel anlamlarını birbirinden ayırarak kavramaya calışmak
sonucta ona belirli sembolik anlamlar doğrultusunda değerler yuklenmesine yol acar. Bu nedenle yuklenen değerler doğrultusunda mekanın kullanılması ve algılanması farklılaşır. Bu da bize belirlenen bir zaman aralığında toplumsal kurguyu, siyaset-ideoloji- mimarlık acısından, mekanla ilişkisi bağlamında anlama olanağı vermektedir. Mekanın uretim ve tuketim sureclerine katılan her turlu aktorun (tasarımcının, işverenin,kullanıcının) bu alanları nasıl anlamlandırdığı, nasıl icselleştirdiği sorusunun cevabının verebilmek, yani aktorlerin kamusal alanı nasıl bicimlendirdiği ve icinde nasıl davrandığını anlamak, Turkiye’nin toplumsal tarihinin kimi yonlerini anlamaya da yardımcı
olacaktır. Bu bildiride, sorunun yanıtını verebilmek ve dolayısıyla da kamusal mekanın tarihini yazabilmek amacıyla, ilk once tarih icinde kamusallığın temsil ettiği değerleri ve bunların uretim surecleri saptanmaya calışılacaktır. Tarihsel on analiz olarak adlandırılabilecek
olan bu kısımda geleneksel İslam dunyasında ve Ortacağ sonrası teknik buluşların bicimlendirdiği Avrupa dunyasında kamusal alanın temsil ettiği değerler tartışılacaktır. Bu saptamanın nedeni bidirinin konusunu oluşturan Gec Osmanlı doneminin bu iki dunya ile de ayrı ayrı sıkı bağlarının olması, bicim repertuarı, değerler sistemini buiki dunyadan alınmış olmasıdır. Daha sonra ise yazının ana bolumunu oluşturacak olan Gec Osmanlı doneminin ideoloji analizi yapılmaya calışılmıştır. Bunun nedeni Turkiye’nin yaşadığı siyasi donuşumlerin kent mekanı uzerindeki etkileridir. Mimari unsurların icinde yer aldıkları siyasal , ekonomik ve sosyo-kulturel ortamın uzantısı ve doğal
sonucu olarak ortaya cıktıkları ve varlıklarını aynı şekilde surdurdukleri soylenebilir.
Bu nedenle toplumsal olayların mimariye yansımaları incelenmiş, anlamsal cozumlemedenemelerine ağırlık verilmiştir.
Bilindiği gibi, XVII. yuzyılın sonlarından başlayarak Osmanlı yonetici gruplarında, gelecekte “Batılılaşma” olarak adlandırılacak bir dizi değişimi uretmeye yonelik bir istek ve yonelim ortaya cıkmıştır. Bu değişim, Osmanlı eliti tarafından başlatılmış ve gudulenmiş
olsa da etki ve yayılımının giderek bu kesimle sınırlı kalmadığı one surulebilir. Kuşkusuz modernleşmenin tek ayağı yoktur ve Gocek’in terminolojisi ile Osmanlı burokratik burjuvası da yerli ticari burjuva da ve nihayet burjuva olarak nitelenemeyen Gayrimuslim ve Musluman halk (teba) da modernleşmenin ayaklarını oluşturmaktadır. Geleneksel Osmanlı sisteminde, toplumsal yapının butununun, kabaca,“yonetenler” ve geriye kalanları kapsayan “yonetilenler” (teba) olarak ikiye ayrıldığı soylenebilir. XIX. yuzyılda Osmanlı devlet teşkilatının modernleşmeye başlaması ile bu basit ikili kurgu cozulerek farklı sınıf bilinclerini ortaya cıkarmıştır. Yonetenler olarak adlandırılan topluluğunun kendi icinde kademelere (ordu ve adliye sınıflarının yanısıra ortaya cıkan mulkiye sınıfı: sivil burokrasi) ayrılmasına yol acmıştır. Buna benzer bir ayrışma yonetilenler arasında da yaşanmıştır. Farklı toplumsal zeminlere oturan bu farklı modernleşmeler ise beraberinde
birbirinden farklı istek ve davranış bicimlerini getirmektedir. Cunku amaclananlar ve beklentiler her kesim icin farklıdır. Osmanlı burokratik burjuvası, devletin devamını sağlamayı amaclamakta, diğer yandan aşınan ya da kaybolan ekonomik ve politik iktidarını geri istemektedir. Ticari burjuva, gelişen pazardan ve ekonomik gucten pay almaya calışmaktadır. Heterojen bir yapı sergileyen diğer butun toplumsal gruplar ise modernleşmenin kendi paylarına duşen olanaklarından yararlanmayı amaclamaktadır. Her kesimin kendi modernitesini diğerleriyle eşzamanlı fakat farklı yaşaması, sistemdeki her turlu değişimin, toplumun farklı kesimlerince, kendi beklentileri doğrultusunda, farklıanlamlandırılmasını beraberinde getirmektedir. Bu durum, doğal olarak farklı kesimlerden farklı tepkiler gelmesine yol acmaktadır (Gocek, 1999). Modernleşme ile birlikte yeni bir toplumsal yapılanmanın ortaya cıkmasının ve gundelik toplumsal pratiklerde ifadesini bulan bu farklılıkların mekanların sahiplenilmesine, mekan uretim sureclerine ve kullanımlarına yansıması kacınılmazdır. Yeni ortaya cıkan bu sosyalgruplar (burokrasi, burjuva) kente mudahale etmeye başlamıştır Değişik sosyal grupların kenti bir diğerinden farklı anlamlandırdığı ve kente başka acılardan bakarak farklı algıladıkları bir gercektir. Yani; kentsel mekanın oluşumu aslında ceşitli toplulukların farklı bicimlerde gecirdikleri kulturel donuşumden bağımsız değildir. Bu durum, bir gerilim oluşturmakta; bugunden geriye bakıldığında, değişim surecindeki
Osmanlı kentini anlamanın onemli bir yonunu oluşturmaktadır. Calışma surecine, kentin fiziksel yapısındaki değişimin okunmasında, catışmaların tanımlandığı boyle bir yol izlenmiştir.
1 Ote yandan, alışageldiği yaşam bicimini değiştirmek istemeyen halk gruplarının kentsel dokuyu “keyfi”
duzenleme cabaları, bir yanıyla duzenlemeye karşı mukavemet olarak değerlendirilebilirse de diğer yanıyla
kente mudahale kavramını karşılamaktadır. Yukarıda sozu gecen uclu ayrım, modernleşen Osmanlı kenti icin, ozellikle de İstanbul
icin, hayati onem taşımaktadır. Geleneksel kentin tek hakimi olan burokrasi modernleşme ile birlikte iktidarını diğer gruplarla paylaşmak zorunda kalmıştır. Bu bağlamda kent bir iktidar savaşının sahnesi haline gelmeye başlamıştır. Bundan boyle kentle ilgili duzenlemelerde dayatmacı, keyfi kararlar ile uzlaşmacı2 mudahalelerin cok uzun surecek mucadelesi gozlemlenecektir. Bu noktadan başlayarak, Osmanlı modernleşmesi bağlamında, kentsel duzenlemeler icindeki yeşil alanları, bunların oluşturulmasını ve kullanılmasını toplumun uc kesimi icin ayrı ayrı ele almak gereği ortaya cıkmaktadır. Yani yeşil alanı ve onu var eden değişimi Osmanlı burokratik elitinin, ticari burjuvazinin ve onların dışındaki kentli grupların nasıl anlamlandırdığı ve kullandığı araştırılmalıdır. Geleneksel Osmanlı yapısını oluşturan ceşitli kesimler, uzun zaman, değişmeyi bozulma ile eşdeğer saymıştır. Osmanlı burokratı ise kendine bu bozulmayı durdurma ve toplumu “bir zamanların” yetkinlik duzeyine yeniden dondurme misyonunu yuklemiştir. Değişim, bu yetkinlik duzeyine geri donmeye hizmet ettiği oranda burokrasi tarafından onaylanmıştır. Onaylanmadığı durumda ise değişim ideolojik planda, toplumu yozlaştıran bir arac olarak gorulmuş ve mahkum edilmiştir. Değişme ya da modernleşme olarak adlandırabileceğimiz bu tutum Lale Devri ile birlikte yeni bir boyut kazanmıştır.
Lale Devriyle birlikte amaclanan mukemmellik duzeyine donmek icin Batı’dan teknolojik ve kulturel transferler başlamıştır. Bunu 1838 yılında imzalanan ticaret antlaşmasıve 1839’da kabul edilen Tanzimat Fermanı izlemiştir. Burokratik burjuvazi icin hedef, icte devleti yeniden kontrol edebilir hale gelmek ve dışarıya bunu gostermektir. Ancak, Osmanlı Devleti’nin Batı’yla mucadele edebilmek icin yine Batı’dan transfer ettiği
burokratik kurumlar devlet dışı denetleme mekanizmalarından yoksun olarak varlık kazanmıştır. Devlet siyasal teknolojiyi ithal edebilmiştir, ama onun toplumsal altyapısını gormezden gelmek zorunda kalmıştır. Sonucta burokratik burjuvazinin attığı her adım, siyasal teknolojiyi denetleyen kurumların gucunun bir simgesine donuşmuştur. Tanzimat Fermanı’nı izleyen her yenilik otoriteyi guclendirmeye yonelik bir adımdır (Celik, 1998; Yerasimos, 1992; Tekeli, 1992). Yerasimos, bu adımlardan birinin, kent mekanını duzenleme konusunda atıldığına dikkati cekmektedir (Yerasimos, 1992). Bu doğrultuda ele alındığında iktidarın, en guclu olduğu doneminde bile denetleyemediği
ya da denetlemediği) kent mekanını, zayıfladığını kabul ettiği bir zamanda denetlemek istediği ortaya cıkmaktadır. Kent mekanını denetlemek burokratik iktidarın en gucludışavurumlarından biri olmaya başlamıştır. Kentin modernleştirilmesinde kuşkusuz sağlık gerekceleri on plandadır. Fakat, XIX. yuzyıldan başlayarak Osmanlı burokratının kenti planlama cabalarının, salt kentin artan sorunlarına cozum getirmek cabasından kaynaklandığı one surulemez. Osmanlı yonetimi bu tarihten itibaren devleti yeni orgutsel araclarla yeniden merkezileştirme eğilimi icerisine girmiştir. Devlet, ulkenin her yerinde temsil edilir olmak, boylelikle de ulkenin ve dolayısı ile kentin her noktasını tasarlanabilir, ulaşılabilir, haber alınabilir ve beraberinde denetlenebilir kılmak istemektedir. Boylelikle burokrasi “kentin sorunlarının cozumunu” kendi kamusal sorumluluğu olarak gormeye başlamıştır. Kuşkusuz kent planlamasını bir kamusal zorunluluğa donuşturen gercek gereksinimlerden
de soz edilebilir. İstanbul’un XIX. yuzyıl ortalarına kadar bir yayalar kenti olduğu, daha sonra vapur hatlarının, tunelin, raylı sistemlerin (tramvay ve banliyo seferleri) devreye girmesiyle toplu ulaşımın geliştiği izlenmektedir. Tekeli’ye gore kent ici ulaşımın yapısındaki bu buyuk donuşum, bir yandan kentin yollarının genişletilmesini veya yenilenmesinigerektirirken, ote yandan kentin değişik kesimleri arasındaki ulaşabilirlik
ilişkilerini değiştirerek kentin yeni bicimini belirlemiştir (Tekeli,1992). Diğer bir yonden, Osmanlı yonetiminin kent konusundaki en buyuk sorunlarındanbirini Avrupa’nın gozundeki Osmanlı imajı oluşturmaktadır. Yonetimin imaj probleminin de kent mekanının değişiminde onemli rol oynadığı soylenebilir. Osmanlı yonetimi, her seferinde kendisinin de Duvel-i Muazzama’nın bir uyesi olduğuna ilişkin iddiasını
yinelemektedir ve bu iddiayı kanıtlamak icin bircok yola başvurmuştur (Deringil, 2002). Orneğin, Fransız plancı Bouvard’ın İstanbul’a cağrılmasından once II. Abdulhamit’inSalih Munir Paşa’ya (Paris elcisi) Avrupalı bir seyyahın İstanbul’a ilişkin uzun bir makalesinin tercumesini gostererek “...bu kağıdı goruyor musun, işte bu beni dunden beri rahatsız ediyor... ya kabahatleri yuklenip susmalı ve herkesin tarizine baş eğmeli veyahut payitahtımızı layığı uzere temizlemeli, suslemeli ve mamur bir hale koymalıyız.  Bu işi ancak sen kusursuz gorebilirsin. Cunku cok vakitten beri Avrupa’da yaşıyorsun, Avrupa’nın pek cok taraflarını dolaştın, suslu şehirleri ziyaret ettin, suslu şeylerden
ve muhendislikten anlarsın. Sana geniş salahiyet ve nufuz vereyim, git Fransa’da bu işlerden anlayışlı ve cidden ehliyetli adamları toplayıp buraya getir” dediği bilinmektedir (Celik, 1998).Bu olay, sergileyen özne (Osmanlı yonetimi/ devletin gucu) ile sergilenmek istenen
nesne (kent, başkent, İstanbul) arasındaki doğrudan bir ilişkinin kurulmaya calışıldığını gostermektedir. Kentin anlamı değişmeye başlamıştır. Artık devletin, bir “prestij mucadelesi alanı” haline gelen kent mekanında Osmanlıyı kucuk duşurmeme cabası ortaya cıkmaktadır. Kent icinde yeşil alanların oluşturulması ve park yapımları sorunu bu bağlamda, olayın estetik boyutuyla, “iktidarın kendini sunma bicimiyle” bağlantılı olarak da algılanabilir. İstanbul uzerinde somutlaşan bu iktidar talebi, varlığını II. Meşrutiyet doneminde de korumuştur. Meşrutiyet yonetiminin yenilediği belediye orgutu “Batılılaşma projesi kapsamında” burokrasinin o zamana kadar oluşturmuş olduğu en somut kent denetleme
mekanizmasıdır3. Oysa, geleneksel Osmanlı kentinde en kucuk yonetim birimi mahalledir ve idaresi cemaatlere bırakılmıştır. Mahalle sakinleri geleneksel toplanma yerleri camiler veya kahvehanelerde buluşup kucuk bir kamuoyu oluşturarak kadıyı temsil eden imamın onderliğinde sokak temizliği, guvenlik gibi yerel hizmetleri orgutlemektedir. Gayrimuslim cemaatte de durum değişmemektedir. Gelenekselsistemde cemaatlere bırakılmış olan bu kamusal işler artık belediye tarafından yurutulmeye başlanmıştır.
Sistem artık kentin her noktasını denetleyebilir durumdadır.Devletin bu denetimi yalnız mekanı değil, kendi vatandaşlarının mekandaki davranışları uzerinde de uygulamak istediği gorulmektedir. Orneğin, geleneksel mesire alanlarında cemaatin ahlaki normlarıyla işleyen ve denetlenen kurallar artık modernleşentoplumda devlet tarafından uygulanmaya başlamıştır. Bu nedenle belediye, 1909 tarihinde
halkın parkları kullanım bicimini ve parklarda uyulacak kuralları anlatan bir yasa bile cıkartmıştır (Ergin, 1938). Bu, yukarıda acıklanan Osmanlı burokratının Av( Lewis, ironik bir bicimde, II. Meşrutiyet’in devlete anayasayı getirememekle birlikte, İstanbul’a kanalizasyon
sistemini getirdiğini belirtmektedir (Celik, 1998). rupa’ya kendini sunma biciminin yanında devletin varlığını her yerde hissettirmek istemesiyle
de ilgilidir. Bu denetlemenin ve dolayısıyla da devletin varlığının ve imajının bu mekanlar uzerine yapışık olmasının belirtilerinden bir tanesi de halkın kullanımına sunulan alanların isimleri uzerinden okunabilir. II. Meşrutiyet’e kadar bulunduğu mevkiinin isimleriyle anılan bir cok alan, park ve benzeri yerler artık “millet”, “hurriyet” gibi on adlarla ya da eski isimlerinden tamamen koparak sadece bu sayılanlarla anılmaya başlanmıştır (Erkmen, 2002).Doğayı donuşturulebilir bir “nesne” olarak gorebilmek, modern ya da bir başka deyimle gelenekselle bağlarını bir bicimde kopartabilmiş insana ait bir ozelliktir. Osmanlı’da modern parkların Batıdakinden biraz farklı olmakla birlikte, yine gercek bazı toplumsal ihtiyaclardan doğduğu kesindir. Yeşil alan burada da modernleşmekte olan bir toplumun kamusal alandaki gorunurluk kazanma problemine verdiği yanıtlardan biridir. Batıda da parkın bir gorunurluk kazandırma işlevi olduğu bilinmektedir. Ama gecikmiş
modernite yaşayan her toplum gibi Osmanlı’nın verdiği ilk yanıtlar da naif olmuştur. Donemin metinlerinde, sistemin denetiminden uzakta bulunan bu kamusallaşma mekanlarının zamanın aydını tarafından cok da olumlu karşılanmadığı gorulmektedir.
Zamanın onde gelen yazarlarının hemen hepsi, romanlarının kahramanı olan erkeği, kadın ile ancak bu tur mekanlarda karşılaştırabilmektedir. Ote yandan mesireye ve parka giden ve geleneksel toplumsal denetimin dışında kalıp serbestce hareket eden kadınları
ve bu tur kadınlarla kurulan ilişki turunu onaylamamaktadırlar. Farklı bir okumayla, rekreasyon amacıyla değil, “kendini sergilemek”, kamusal gorunurluk kazanmak amacıyla değerlendirildiği gerekcesiyle, ortuk bir bicimde, bu tur durumlara olanak sağlayan
mekanı da onaylamadıkları gorulmektedir. Orneğin, Recaizade Mahmut Ekrem, “Araba Sevdası” romanının kahramanı, “yanlış Batılılaşmış” Bihruz Bey karakterini (Mardin, 2001), İstanbul’un bu tur mekanlarında dolaştırarak denetimden uzakta her tur entelektuel ve davranışsal yanlışlığı yapmasını sağlayarak onu komik durumlara duşurmektedir (Recaizade, 2000). Namık Kemal ise muhafazakar bir tutumla daha baştan bu tur bir toplumsallaşma turunu ve mekanını reddederek “İntibah” adlı romanında, kahramanını Recaizade Mahmut Ekrem’e oranla daha sert eleştirmektedir. Ama parkların gozden kacırılmaması gereken ozelliği sunduğu iletişim olanağıdır. Kadınla erkeğin bir aradalığı ve
belirli kodlarla iletişim kurmaya calışmaları sadece ilk bakıştaki icerdiği cinsel iceriğinin yanında bireyin kamusallaşma isteğinin de olağan sonucudur.Park ve mesire, aynı zamanda geleneksel başka normları da yıkmakta, yeni luksler tanımlamakta ve ancak bazı yeni luksler sayesinde varlık kazanmaktadır. Bu bağlamdaozel araba sahipliği bir anahtar kavram haline gelmektedir (Tanyeli, 1986).
Parkı kullanan kesimin arabayı geleneksel alışkanlıklarıyla, somut gereksinimlerden, örneğin ulaştırma kolaylığından cok statü göstergesi olarak kullanmaktadır. Bihruz Bey’in parkı rekreasyon amaclı kullandığı kadar parkın etrafını arabası ile dolaşmak
suretiyle de kullanması olağandır. Cünkü atlı araba ithal edildiği ilk andan itibaren Batı’lı yaşam standartlarının ve dolayısıyla da cağdaşlaşmanın bir gostergesi olmuştur. Bihruz Bey’in gundelik yaşamda kullandığı bir cok eşya da araba gibi simgesel anlamlar taşımaktadır. Bu, Lale Devri’nden başlayarak Batılılaşmaya calışan ust sınıfların tutumlarının
topluma yansımasıdır.Dikkat edildiğinde donemin romanlarında işlenen Batılılaşma sorununun yanlış Batılılaşmış zuppe tipler uzerinden ele alındığı gorulmektedir. Bu zuppelerin kılık kıyafetleri, davranışları, alafranga ozentisi konuşma bicimleri alaycı bir uslupla ele alınmıştır.
Diğer yandan, burada gozden kacan en onemli şeyin alay edilen bu kesimin Osmanlı modernleşmesinin itici kesimlerinden birisi olduğu gerceğidir. Onlar sayesinde sosyal sınıfın belirleyicisi olan kıyafet kodları cozulmeye başlamış, batılı anlamda gundelik
alışkanlıklar Osmanlı toplumunun icine sızmıştır (Mardin, 1983). Osmanlı aydınının acımasızca eleştirdiği aslında, ustu kapalı olarak, Bihruz Bey karakterinin lüks alışkanlığıdır. Değişimin, kendisi olarak kabul gormemesi ve değişik argumanlarla reddedilmesi Osmanlı burokratının olduğu kadar Osmanlı Tanzimat aydınının da sorunu olmuştur. Uzun sure tek Osmanlı aydın tipi olan Osmanlı burokrat
aydını, bu donemde, yerini yavaş yavaş devletten bağımsız Osmanlı entelektueline bırakmıştır. Pozisyon itibariyle her ne kadar devletin karşısında bir konumda yer alıyorlarsa da, koken itibariyle bu yeni tip aydının toplumsal konularda yeni koptuğu burokrat
sınıfının gozunden bakması kacınılmazdır. Yazının girişinde de soz edildiği gibi geleneksel değerlerden kopuşu yozlaşma olarak değerlendiren burokrasinin luks kavramına da niye karşı cıktığı ortadadır4. Kentte ortaya cıkan sınıfların toplum icinde kendi yerlerini bilmelerine verilen onem hala burokrasinin en onemli sorunlarındandır. Mardin’e gore luksu onleyici yasalar, her zaman ve her yerde, bir sınıfın bir başka sınıfa ozgu
statu sembollerini temelluk etmesini engelleme işlevini de ustlenmiştir (Mardin, 1983). Ama, Habermas’ın XVII. yuzyıl Avrupa burjuvazisi icin soylediği “başlangıcta burjuvazinin tutum ilkesinden cok israfa önem vermesi” durumu Bihruz Bey’i aslında
Batı’ya ve modernliğe daha da yaklaştırmaktadır. Bihruz Bey’in bir XIX. yuzyıl Batılı entelektueli sayılamayacağı acıktır ama aynı donemde
modernleşmeye/Batılılaşmaya başlayan Turk insanının da orneklerinden sayılmaması icin bir neden yoktur. Yanlış Batılılaşmış sayılan bu tipin karşısına Osmanlı aydınının koyabildiği Ahmet Mithat Efendi’nin Rakım Efendi’si ise gercek bir kişi olmaktan cok “hayali bir kahraman”a benzemektedir. Bihruz Bey bu haliyle Rakım Efendi’ye gore daha gercek ve daha moderndir. Bunun nedeni, bir yanıyla batılı hayatın her turlu
“onaylanmayan” nimetinden yararlanırken, diğer yanıyla geleneksel yaşamını sonuna kadar surduren ve aslında butunuyle celişki olan bu durumun, romanda Rakım Efendi acısından kendi icinde bir celişki barındırmıyor gibi hatta erdemlilik orneği biciminde
sunulmasıdır. Modern insan Berman’ın değimiyle icinde celişkiyi barındıran insandır (Berman, 1994). Ahmet Mithat Efendi ve donemi aydınlarının hala icselleştiremedikleri budur. Onlar hala premodern alışkanlıkları ile ic tutarlılığı olan dunyalarından dunyayı
eleştirmektedirler. Kente doğrudan mudahale eğilimindeki soz konusu kesimler dışında kalan ve gelenekselle
ilişkisi daha sıkı olan Musluman kentli grupların ise parkları farklı bicimlerde ve duzeylerde icselleştirdikleri kesindir. Sozgelimi Pera ve Tepebaşı Parkları veya Musluman ust kesimin kullandığı Camlıca Parkı onların yaşamlarında cok da yer tutmuş gibi gozukmemektedir. Onemli bir kısım Musluman kentli, kendi yeşil alan kullanım alışkanlıklarını devam ettirmiştir. XIX. yuzyılın başında Avrupa’yı ziyaret eden bir
seyyahın İstanbul’da, hala, halkın Edirnekapı ve Karacaahmet mezarlıklarını gezinti İlginc bir bicimde uzun donem cumhuriyet tarihcilerince de savunulmuş olan ve orneğin haremdeki kadınların israfını eleştiren devlet adamların tepki duyduğu şey aslında., mesela kadınların kıyafetleri konusunda,
toplumda uzun sure gecerli olmuş olan kıyafet kodlarının ayrışmaya başlamasıdır (Mardin, 1983). amaclı kullandıklarından şikayet ettiği duşunulurse durum ortadadır (Mağmumi’den aktaran Asilturk, 2000). Bu kesim icin mesire alanlarının geleneksel kullanımı hala populerdir. Bu yeni mekanların sadece ulaşılamazlıktan dolayı kullanılamamaları soz konusu değildir. Bu parklar XIX. yuzyılın sonunda neredeyse kentin icinde kalmıştır. Hatta Camlıca Parkı’nın oluşumunun 1850’ler sonrasında artan deniz ulaştırmasının bir sonucu olduğu bile soylenebilir. Cami ve kahvehaneler gibi kent ici kamusal toplanma alanları dışında başka mekanlar kullanmayan Osmanlının parkları kullanmakta zorlandığı acıktır. Coğunlukla oturma eyleminin tanımladığı mesire alanları yerine dolaşılarakkullanılan parkların uzun sure halk arasında neden yaygınlaşamadığı ortadadır.
Yuzyıllardır yeşil alanları kullanma bicimlerini mesire alanlarına gore orgutlemiş Osmanlı’da parklar doğal olarak ilk once batılılaşmayı ilk savunanlar arasında yaygınlaşmıştır. Yuzyıllardır cevresini kendi ihtiyacları doğrultusunda bicimlendirmiş bir toplumun bu yukardan dayatmacı değişimleri hemen kabul etmeyeceği acıktır. Değişimeuyanlar yine değişimi tanımlayanlarla ilişkisi olanlardır. Mesire alanlarının, bircok kaynakta, Cuma ve Pazar gunlerinde yoğun olarak kullanıldığı yazılıdır. Bunun nedeni batılı anlamda tatil gunu kavramının Osmanlı gundelik
yaşamına yerleşmeye başlamış olmasıdır. Gunun belirli saatlerinde, orneğin mesai saatleri dışında kısa sureli kullanılmaya uygun olan parkların aksine mesire alanları gunubirlik olarak kullanılmaktadır. Bu toplumun alt kesimlerinin hala yaşam alışkanlıklarını
değiştirmediğini, Avrupa kentlerinde ortaya cıkan ve vardiya usulu calışan (memur ya da işci vb.) grupların Osmanlı’da XIX. yuzyılda bile daha henuz ortaya cıkmadığını gostermektedir. Bu nedenle şehir ici parklarına rastlanmaz. Parklar mesire alanları gibi kentin uzak bolgelerindedir.
Osmanlı alt tabakasının, Bihruz Bey’in kullandığı parkları, kullanmasını zorlaştıran hatta tepki duymasına yol acan bir başka sebepte parkların icinde bulunan mekanlarolmalıdır. Yaşam alışkanlıkları icinde henuz yer tutmayan bu yerlere halkın ilgi gostermesi
beklenemez. Ust gelir grubunun talepleri karşılayan bu yerler Cumhuriyetin ilkyıllarına kadar park planlarındaki yerlerini korumuştur.
Kaynaklar
- Asilturk, B., (2000), Osmanlı Seyyahlarının Gözü İle Avrupa, Kaknus Yayınları, İstanbul.
- Berman, M., (1994), Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, İletişim Yayınları, İstanbul.
- Celik, Z., (1998), 19. Yüzyılda Osmanlı Başkenti Değişen İstanbul, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.
- Deringil, S., (2002), İktidarın Sembolleri ve İdeoloji: II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909), YKY
Yayınları, İstanbul.
- Ekrem, R.M., (2000), Araba Sevdası, İnkılap Yayınları, İstanbul.
- Ergin, O.N., (1938), İstanbul’da İmar ve İskan Hareketleri, İstanbul.
- Erkmen, A., (2002), Osmanlı Türkiye’si İle Cumhuriyet Türkiye’sinin Anı(t)ları: Timsal ve Temsil
Üzerine Notlar, 2000’den Kesitler: Cumhuriyetin Mekanları, Zamanları, İnsanları, ODTÜ Basım
İşliği, Ankara
- Gocek, F. M., (1999), Burjuvazinin Yükselişi ve İmparatorluğun Çöküşü, Osmanlı Batılılaşması ve
Toplumsal Değişme, Ayrac Yayınları, Ankara.
- Habermas, J., (1990) Kamusallığın Yapısal Dönüşümü, İletişim Yayınları, İstanbul.
- Mardin, Ş., (1983), Tabakalaşmanın Tarihsel Belirleyicileri, Türkiye’de Toplumsal Sınıf ve Sınıf Bilinci,
Yazko Felsefe Yazıları 5. Kitap.
- Tanyeli, U., (1986), Osmanlı Kentsel Ulaştırma Düzeni ve Batılılaşması: Tekno- Kültürel Bir Değerlendirme,
Yayınlanmamış Makale.
- Tekeli, İ., (1992), 19. Yüzyılda İstanbul Metropol Alanının Dönüşümü, Modernleşme Sürecinde Osmanlı
Kentleri, Ed: Dumont, P., Georgeon, F., Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.
- Yerasimos S., (1992), Tanzimat’ın Kent Reformları Üzerine, Modernleşme Sürecinde Osmanlı
Kentleri, Ed: Dumont, P., Georgeon, F., Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul