ÜSKÜDAR YALI KIRAATHANESİ AKADEMİSİ



ÜSKÜDAR YALI KIRAATHANESİ AKADEMİSİ


ÜSKÜDAR YALI KIRAATHANESİ AKADEMİSİ

Kahvehaneler tarihimizde önemli bir rüknü deruhte etmektedir. Bu mekânlarda çay içkisi daha yokken kahve tüketildiğinden ötürü bu isimle müsemma olmuş bilahare kıraat mekânı anlamında kıraathane muamelesi görmüştür. Gerek Osmanlı ve gerekse şark kültürünün hüküm sürdüğü muazzam bir coğrafyanın başta gelen müessesesidir o.

Geçenlerde Üsküp’e uğramış Osmanlı kahvehanelerinde şark köşesinde çay içmiştik. Beraberinde haşlanmış yumurta ve pekmez helvası ikram etmişlerdi. Niçin diye sorduğumuzda adettendir çünkü bu mekanlarda çok çay kahve tüketildiğinden naşi midenize ve bilumum cevarihlerinize zarar gelmesin diye cevap verdiler. İlber Ortaylı hocamızın bu konudaki görüşleri çok kıymetlidir. Anadolu’muzun neresine giderseniz gidin mutlaka kahvehaneler göreceksiniz. İstanbul’daki Eyüp Sultan çay haneleri eskisi gibi olmasa da özellikleri korur vaziyettedir. Bu kahvehanelere bir bakıma “Sekülerleştirilmiş Tekke ve Zaviye” dersek yanlış yapmış olmayız. Bu mekanlarda sohbet edilir, evden kovulmuş insanlarımızın derdine çare bulunur en azından insanlar birbirleriyle konuşarak deşarj olur ve farkına varmadan bir bakıma rehabilite olurlar.Yüce Çalap müskiratı bize yasakladığından Yalı Akademisi kahvehanesinin meşhur çayları ile demlenmekte bulduk çareyi. “Haydi getir Baki..getir Saki”..Sadra şifa olsun…

Bu mekânlar üst tabakaya yerleşememiş orta tabaka ve alt tabakanın ve hatta evsafsız vatandaşın uğrak yeridir. Bizler evlerimizden çok vaktimizi buralarda geçiririz. Bu mekanlar ve bu insanlar birbirlerinin dert ortaklarıdır. Ara sıra hırlama sesleri yükselse de birbirimizi sevmesek de biz aslında bir kocaman Türk ailesiyiz. Ama kahvehane müdavimleri olarak bu işin böyle olduğunun farkında bile değildir çoğumuz. Acem diyarlarından Arap diyarlarına kadar bilumum oryantal kültür ve medeniyetin hâkim olduğu bütün coğrafyanın ortak mekânıdır kahvehane, çayhane ve kıraathaneler. İsmine ne derseniz deyin orası bir bakıma bizim sığınağımızdır. Hayrullah Şanzumi, kahvehane tabir olunan mekânları ve oranın müdavimlerini çok sever ve zaman zaman onlar için hüngür hüngür ağlardı. Çünkü “Onlar benim mağlup medeniyetimin öksüz ve yetimlerinden oluşuyor “ derdi.

Çok enteresandır, geçenlerde Müderris Musa Efendi ile İstanbul’u gezdirdiğimiz batılı bir profesör bize, “ Eğer sizin şark kültürünüz muvacehenizde aileler içi sosyal dayanışmalar ve sosyal rehabilitasyon merkezleriniz olarak kahvehaneleriniz olmasa kesinlikle sosyal patlamalar olur “ demişti. Gerçi bizim, bize ait olan birçok çarelerimiz yanında kahvehanelerimiz de büyük hizmetler icra etmektedir. Bu gibi mekânlar sayesinde statü farkı olmaksızın, “Gönül sohbet ister kahve bahane” Darb-ı meselinde görüldüğü gibi insanlarımız bu mekânlarda sohbet etme fırsatı bulup rahatlamakta ve hatta imkânı varsa kendi güçleri nispetinde yardımlaşabilmektedirler. Bazen yolda kalmış insanların bile buralara uğrayarak derdine çare bulduklarına şahit olmuşumdur. Demek ki buralar bizim bir bakıma kültür evlerimiz. Buralarda vatanın, milletin nabzı tutulur eskiden evlerimizde radyo yokken buralara haber dinlemeye (ajans)gelirdik. Bilahare televizyon döneminde olduğu gibi özetle bizim milletimiz hakkında bir araştırma yapılacaksa bu mekânların incelemeyi bekleyen birer bakir alan olduğunu ifade etmek gerekir.

Pek tabiidir ki bu kahvehaneler de meslek gruplarına göre değişebilmektedir. Mesela hamalların devam ettiği kahvehaneler, balıkçıların devam ettiği kahvehaneler, muallimlerin devam ettiği kahvehaneler, din görevlileri kahvehanesi, büyük şehirlerde yoğunlaşan hemşeri kahvehaneleri, gececi kahvehaneleri, yazar, düşünür ve feylesof kahvehaneleri bir de statüsü yüksek olanların kulüpleri. Büyük kulüpte olduğu gibi vs.

Bir de ideolojik ağırlığı olan, yazılan çizilen, dünya meselelerinin konuşulup tartışıldığı kahvehaneler mevcuttur. Bunlardan birkaç tanesini yazacak olursak

1-Bayazıt’taki Küllük kahvehanesi, 2-Adıyaman’daki Şah Hüseyin kahvehanesi, 3- Malatya’da ki Boğaziçi kahvehanesi, 4-Üsküdar’daki Tabanzade Osman Efendinin Sarhoş İmamlar Tekkesi kahvehanesi bunların adedini sayarak bitirmek mümkün değil.

Bu kahvehane geleneği Fuat Bozkurt’un Türk içki geleneği adlı kitabından da istifade edilerek Türk kahvehane geleneği adında sosyolojik bir inceleme yapmayı bekleyen bir madendir. Ancak bizim konumuz olan Yalı Akademisinin bu saydıklarımızdan açık farkı aynı anda, aynı mekânda her meslekten ve her ideoloji yelpazesine mensup insanların devam ettiği farklı masalarda da olsa kuzu kuzu oturup çalışmalarını idame ettirdiği içtimai bir servet barındırması açısından kutsal bir mekândır. Mesela Yalı kahvehanesinin iki tarafında birahaneler olduğu halde herhangi bir problem olmadığı gibi kültürel yelpaze mensupları birbirlerini hoş görüp hazmetmekte ve saygıda kusur etmemektedirler. Ben şahsen muhafazakâr bir insan olduğum halde bütün kandil gecelerini bilmediğim gibi takip de etmem. Ancak bu birahanelerin kapalı olduğunu görünce, “Ha!. Bu gün mutlaka kutsal bir gün!” diye hatırlama fırsatı bulduğumu zevkle ifşa etmekten gurur duyuyorum. İşte bizim Türk insanının gerçek yüzüdür bu. Lütfen bundan kimse gocunmasın bizim dinamiklerimizle kimse oynamasın yeter. Hayrullah Şanzumi olarak milletimin en mahrem kalmış kurumlarından olan bir bakıma gerçek hüviyetiyle çalıştırıldığında insanıma kültür, medeniyet, ahlak kurallarını yükleyen, yaşama azmi veren derdiyle hemdert olan bu mekân ile ilgili bir araştırma yapmış olmanın mutluluğuyla bu gibi müesseselerin kendine çeki düzen vererek daha faydalı hizmetlere imza atmalarını, kültürel hizmetlere ağırlık vermelerini ve özellikle asrın başının belası olan sigarayı yasaklamalarını eğer mümkün değilse sigara bölümleri oluşturmalarını ve bu meyanda gününün büyük bölümünü tavla, iskambil, domino gibi oyunlarla geçirenlere süre konularak disipline edilmelerini temenni ediyor ve bu temennilerimi büyük ölçüde tatbik eden bir muallim gibi müşterileri acımasızca ikaz eden Doğan hemşerimle, hassaten 22 seneden beri Yalı Akademisi Kahvehanesi İnsani Münasebetler Müdürü Ord. Prof. Dr. Baki Adalmış beye şükranlarımızı sunuyorum.

Anadolu’daki diğer kahvehane işletmecilerinin de bu zevatı örnek almaları temennisiyle yarım asırdan beri Üsküdar’da hizmet veren Yalı Akademisi kahvehanesinin işletmecilerinden tespit edebildiklerimizin adlarını sıralayarak ve tespit edemediğimiz bütün mensubata rahmet dileyerek esas çalışmama geçiyorum.

1-Uygun bey, bu müesseseyi Beş yıl çalıştırmış Rizeli

2-Osman bey, Üç yıl çalıştırmış Rizeli

3-Tuncay beyler, Dört yıl çalıştırmış Rizeli

4-Abdullah bey, İki yıl çalıştırmış Rizeli

5- Halen 15 yıldan beri Ekrem ve Mehmet beyler Yalı Akademizi Kahvesinin işletmesini deruhte etmektedirler ve onlar da Rizeli’dirler.

YALI AKADEMİSİ: Üsküdar Yalı Akademisi, maruf Balaban mevkiin de denize nazır Kavaklı İskele sokağının girişindeki ilk köşesine konuşlanmış. Yalı Akademisinin sağında ve solunda birahaneler mevcuttur. Bu mekânlarda her gün fıçılar dolusu müskirat tüketilir. Şirinzade Müderris Ahmet Efendiye göre Üsküdar’da Balaban mevkiinde her metrekareye bir meczup veya ayyaş düşer. Ancak bu ayyaşlar Müderris Ahmet Yüksel Özemre’nin ifadelerinde de olduğu gibi bize Osmanlı’dan tevarüs etmiş hepsi Bekri Mustafa ekolünden olup hassasiyetle kimseyi rahatsız etmemekte ısrarlı olup kadın veya çocuk gördüklerinde tezakkumlarını gizler idiler. Osmanlıdan beri Saray terbiyesiyle talim edilmiş Müderris Ahmet Yüksel Özemre hocamızın bu minval üzerine yapılan tebebbuatı mutlaka incelenmeye değerdir.

Yalı Akademisine 22 yıldan beri hizmet eden Baki Adalmış Efendinin bunca insanattan başka iki tane de hayvanatı var idi. Birincisi Pakize adındaki kedi ki beyaz kınalı benekli kancık bir hayvandı. Mütemadiyen hamile kalır Yalı Akademisinin ön saçaklarının üzerinde doğurur yavrularını büyütüp tekrar hamile kalırdı. Bu süre esnasında hiçbir köpek yalının önünden geçemez olduğu herkesçe bilinir. İster Kurt, ister Buldog ya da Kangal olsun bir hamlede üzerlerine sıçrar köpekleri kaçırtır cümle alemi hayret içinde bırakırdı. Bir diğer hayvan ise engerekli yılan yavrusu idi. Bu hayvan maruf ve maarif olmasına rağmen uzun zaman sessizliğini muhafaza ettiği halde pek seyrek de olsa ansızın insanata saldırır rahatsızlık verirdi. Pek tabiidir ki kedi evcilleşmeyi içine sindirdiğinden dolayı fazla problem çıkarmıyordu. Sadece Mart ayları hararetli geçerdi hepsi o kadar. Ancak yılan yavrusu tabii hayatı ve içinde gizlenip hıyar, domates gibi zerzevatı tattığı eski sahibinin Bostanlarını bir türlü zihninden silemediği için mahlukatı strese sokuyor sürekli mugalata ile iştigal ediyordu.

Yalı Akademisi de heterojen bir yapıya sahip olmakla birlikte Sarhoş İmamlar Tekkesinden farkı, tek masa etrafında halka şeklinde oturmaktan farklı olarak yazlık ve kışlık mekânda onlarca masaların etrafında anlaşabilen aynı kültür yapısına sahip ve yine aynı ideolojik yelpazeyi benimseyenler istedikleri masaların etrafında konuşlanıyorlardı. Yalı Akademisi mekânı şerifi nelere sahne olmuştu. Bunların en mühimlerinden sabık Milli Ceride Muharriri ve Şafak-ı Cedid Ceridesi Muharriri Yalızede Lütfi Efendinin meydan muharebeleri idi ve son olarak Ayhan ve Ali Efendinin karşılıklı mudarebatları.

Yine Yalı aşkını anlatabilmek için şu misal yetse gerektir. Tam beş seneden beri Marmaray inşaatı münasebetiyle önü çinko döşendiği halde müşterisini kesinlikle kaybetmedi. Yalı akademisinin birde Deli Duran hoca adında bir üyesi vardı. Ben özellikle kendisine muhatap olmamaya gayret ettiysem de başarılı olamadım. Kendileri bir gün özellikle bana bulaşıp kavga etmeye gayret gösterdiler ve karşılıklı tartışma vesilesiyle iki yıl küsmüştük. Tam kurtulmuştum derken yine akıllanmadı sürekli geçerken kelam fırlattı. Ben de gel konuşacaksan adam gibi konuş dedim. Ancak o Rusya’da hizmet gördüğünde her istediğiyle müsakeşe hizmetlerinde bulunduğundan tam rahatlamışken Asitaneye avdet ettiğinden naşi bu hizmetlerden mahrum kalmıştı. Bu süfli duygularını tatmin ve perçinleme faslından her önüne gelene silah ve kesici alet gösterip en ağır cinsinden elfaz-ı küfür sallıyordu. Onun da ilacı yine Yalı Akademisi Kahvehanesi İnsani Münasebetler Müdürü Ord. Prof. Dr. Baki Adalmış idi. Ne zaman ki Duran ağa, zıvanadan çıkar etrafı rahatsız etmeye başlarsa kafasına altı metrelik sopayı yiyince veya sandalyesiyle yere yatırılınca kendisine gelir bir süre daha adam gibi yaşamaya çalışırdı. Tanrım akıl izan versin.

Yalı Akademisinin girişinde sürekli ayakkabı boyayarak geçimini temin eden boyacılar kralı Şükrü Bey parasızlıktan yakınarak az içebildiğini seslendirir ancak Tanrı ona öyle bir haslet vermişti ki o az içip çok sarhoş olma kabiliyetine sahipti. Yalının sevgili kedisine isim babası olmuş Pakize ismini vermişti. Sadece onunla da kalmayıp Pakize’nin ve bütün evlatlarının mekulat ve meşrubat ihtiyaçlarını da karşıladığı için Yalı Akademisi İçtimai Münasebetler Müdürü Ord. Prof. Dr. Baki Adalmış beyle sürekli mudarebe yaparlardı. Şükrü bey haddini aşıp çok ileri gittiğinde Baki Efendi’nin Altı metre uzunluğundaki sopasının kafasında patladığını hissedince sesi soluğu kesiliverirdi.

Verdiğimiz misallerden anlaşıldığı gibi modernitenin insanların arasına mesafe koymak için ördüğü buzdan dağların bu kahvehaneler sayesinde eritilerek sıcak bir ortam yarattığı gerçeğidir.

RIDVAN EL MERAKİ: Yalı Akademisinin en deruni rükünlerinden Rıdvan Tural (El Meraki) bursa Gemlik eşrafından Corcia Müslümanlarından bir zatı şerif. O her şeyi merak ettiğinden Yalı akademisi kurmayları El-Meraki lafz-ı şerifiyle şereflendirmişlerdi. Hüsn-ü Cemalin Engürü de Hacetin tepesinde ekonomi tahsil etmişti. Bursa şeftalisi gibi ve de fedakâr şifakar olan bu kardeşimiz “Zehir’e Panzehir”, olarak şu fani dünyada birçok hayvanatın amansız derdine ve sadrine şifa olduğu halde kendi zatına bir çare bulamadı. Kâinatı sürekli dolandı ve hiç oturmadı. Geçenlerde Sudan’ın Hartumun’dan beyaz eşeklerden bize selam getirdi. Her şey gönlünce olsun güzel kardeşim at yarışlarına devam. Dilerim bir gün mutlaka tutturursun.

Bu Yalı Kahvehanesinde öyle bir manyetik güç vardır ki bir defa bulaşmayın. Eğer o mekana alışıp bağlandıysanız bir daha oradan kurtulmanız mümkün değil. Eğer Yalı’dan bir dost edinmişseniz siz artık Yalı Akademisinin birer azasısınız. Hastalansanız da oradan kurtulamazsınız, ölseniz de kurtulamazsınız. Çünkü en azından Baki’yle Doğan sizi sorar ölünüze dirinize karışır ben şahsen çeşitli sebeplerden ötürü birkaç defa Yalıya bir daha gitmemeye yemin içtiğim halde bir de bakıyorum ki ayaklarım beni oraya götürmüş. Üsküdar’dan uzak düşmüş arkadaşların bile zahmet çekerek her gün Yalıya gelmeleri bir efsanedir. Hele hele Yalızede Lütfi Efendi’nin kahvehaneyi terk etmesi için hanımefendisi tarafından ta Kurtköy’e taşıtılmasına rağmen borç harç benzin yaratıp kendini yaz kış demeden Yalı Akademisine atmasının izah edilecek tek tarafı olsa gerektir. O da Yalı Akademisi aşkı. Tanrı Mübarek Eylesin.

Yalı Akademisi için söylenen şu söz çok meşhurdur. “Üsküdar merkez, kafasına göre herkes”, demek ki bu mekânın müdavimlerinin en önemli özelliklerinden birisi de Yalı Akademisine meczubane bir şekilde bağlı olmakmış.

OSMANİYELİ HÜSEYİN BEKÇİ EFENDİ: Milletimin ve devletimin namusunu beklemekten maruf olduğundan naşi cemaati mezbure tarafından bu soyismine layık görülmüş, vaktinde medrese-i Yusufiye’yi de şereflendirmişti.

KURUZADE AHMET EFENDİ: Hayrat, Of. Trabzon eşrafından Ahmet Efendi yirmibeş yıldan beri Yalı Akademisinin müdavimlerinden idi. Daha önceki yıllardan da babasının Üsküdar balık pazarındaki kahvehanesine takıldığı için kahve erkânı konusunda uzmanlaşmıştı. Yılın dört mevsiminde her gün istisnasız Yalı Akademisine gelir, herkesin halini hatırını sorar gelemeyenleri tetkik eder bir derdi olanla ilgilenir, küllükleri boşaltır, tost ve çaydan büyük bir haz duyardı. Bir süre Engürü’de bürokratlık yapmış basın dünyasında tarihe geçmiş Düşünce Dergisine sahiplik yapmış İsmet Özel, Ali Bulaç, Ahmet Şişman, A.K. Temizel, Sabri Orman, M.A. Maraş, Sedat Yenigün, Atıf Hüseyin, Ahmet Ağırakça, Beşir Eryarsoy, H.Tahsin Fendoğlu, Tahsin Sınav, M.Sait Şimşek gibi muharrirata patronluk yapmıştı. Devrin sadrazamı Necmettin Efendiye meftuniyetiyle maruftur. Özel prensip ve alışkanlıkları olan bu zevat Yalı Akademisinin ana rükünlerindendir.

Ahmet Efendi en hararetli sohbetleri bile sulandırmakta mahir idi. Geçenlerde Osmanlı Topkapı sarayında sabah namazları konuşulurken ısrarla bu saraylarda namaz yoktur diye tutturdu. Hayrullah Efendi de delil isteyince “Bir gazetede adını bilmediğin bir yazardan okudum” demişti, Hayrullah Efendi getir deyince de bu güne kadar getirememişti. Buna Dr. Vedat Özcan ve gazeteci İlker Alpkaya ve diğer hazirunun hepsi şahittir. Yorum karilerindir.

HINÇMA EFENDİ: Hınçma Efendiye bu hınç neden sadedinden dolayı bu başlığı seçtik.

Kendilerini ta Selamsız Çinili mevkiinde ki bakkallığından beri tanırım. Bir gece bir cins-i latif musallat olmuş, tedbiren Beykoz’a yerleşmişti. Pulsuz kaldığından ötürü Üsküdar’a yürüyerek geldiğine şahit olmuşumdur. Özetle onun hayatını vakar, gurur ve enaniyet müsellesine sığdırırsam doğru yaptığıma inanıyorum.

Hınçma Efendinin hayat hikâyesi, o bütün günlerini sanat şablonu gibi değerlendirirdi. Sabahleyin saat 10.00 sularında Yalı Akademisi’nin önünden geçer. İskeleden bütün cerideleri satın alır gemide karşıya geçene kadar mütalaa eder ta ki ticarethanesine vasıl olunca günün işlerini takip, bilahare mükellef bir öğle yemeği ve saat 16.00 sularında tekrar gemiyle Üsküdar’a oradan da meşhur Yalı Akademisine vasıl olur. Çay, kahve, tütün ve sohbet faslı başlar. Bu esnada kıymetli aile efradı onu tavaf ederler. Onlara biraz harçlık v.s. verdikten sonra mide yine boşalmıştır. Açlığını bastırmak için mütevazıca birkaç lahmacun telefiyatından sonra saat 22.00’de Yalı Akademisinden, derneğe terfi zamanı gelmiştir. Oradaki seçkin arkadaşlarıyla yine çay, kahve ve sigara faslı sabahlara kadar sürer. Bu esnada Meralizade Ahmet Efendinin tefsir derslerini de zikretmeden geçersem haksızlık etmiş olurum. Kendileri Yalızade oldukları halde orayı neden terk eylediklerini bilmek isterdim.

Sabahleyin saat 04.00 sularında oturum kapatılarak evlere vasıl olunur. Ertesi gün yine Hınçma Efendi günlük traşını olmuş, banyosunu almış bir şekilde hususi edasıyla saat 10.00 sularında Yalı akademisinin önünden geçtiğine şahit olabileceğiniz gibi filozof Kant misalinde görüldüğü gibi saatlerinizi de ayarlayabilirsiniz. Bir ömür böylece kıtalararası gelip geçer. Bir efsanedir onun hayatı. Hınçma ile insani münasebetlerimiz tam yirmi beş yıl sürdü. O bize bazen zahirî bazen de durumuna göre mütesettiren istihza etmekten tezavvuk eder ve ihya olurdu. Yalı Akademisindeki şark kürsülerine oturduğunda “Sanki bir kazma sapı yutmuş gibi dik durmaya itina gösterip biz Çalab’ın mahluklarına fark atmayı bir vecibe olarak yaşardı”.

Hayrullah Efendi milli vezaifini yapmak üzere şark’a gittiğinde ona Allahaısmarladık demiş o da “Sakın ha tabutun gelmesin!” diyerek onu sarsmıştı. Bilahare geçen yıllarda Hayrullah Efendiye kalitesizde olsa herhangi bir çalışman varsa getir basalım demiş, o da peki deyip tevazu göstermişti. Prof. Dr. S. Zaim hocamızın tezkiyesinden geçen kitabını Hınçma’ya takdim etmişti. Hınçma üç ay sonra yahu bu çok kalitesiz deyip iade etmişti. Halen bu çalışma bir üniversitemiz tarafından Osmanlı Devletinin 700. Kuruluş yılı anısına bastırılıp ders kitabı olarak okutulmaktadır. Bununla iktifa etmeyip geçen yıl kendisini Dr. Baş öğretmen Zeki Bıyık Efendinin Mercedesiyle, Saktürün gezegenine götürüp istihdam için gereğini yaptığımızı kendileri çok ama çok iyi bilirler. Hatta dönüşte Sapanca dağlarında bize ikram ettiği balık ziyafetinden ötürü müteşekkirim.

Hınçma hazretleri hep ağabey makamında olduğundan naşi yaptıklarını biz içimize sindirdikçe o da bu alışkanlıklarını sürdürmeyi tabii bir hak olarak telakki ediyordu. Bunların hepsine karşı teşekkür borcunu silmek için ailece görüştüğü bir akrabasının istihdam ve terfi problemini bahane ederek, hiçbir alakam olmaksızın iftira ve hınç ameliyle muameleye reva görüldüm. Kaldı ki edramınızın buna nasıl müsaade ettiğini hala anlamış değilim.

Muhterem, sen her şeyi benden daha iyi bilirsin, bildiğini de hayat seyrinle zaten iddia edersin. Bunların hiçbirisine gerek yoktu. Sevmediğin insanlarla muhatap olmazsın kurtulursun. Benim de yaptığım gibi. Ama arkanda milletin desteğini görmek istiyorsan en ehven insana da katlanmak gerekir unutma; fakat bu güne kadar sizde gördüğüm şey dostuna hınç, düşmanına da şefkat ve merhamet göstermek şeklinde tebarüz etmektedir.

Bu gidişle kazara seküler bir makamı deruhte edecek olursan, Tanrıya “Üsküdar, Ümraniye vs. bölgelerini ben . Kadıköy, Caddebostan ve Bağdat caddesini de sen yarattın!“ dersen hiç ama hiç şaşırmam.

Sonuç olarak sana son görüşmemizde dediğim gibi sakın ha ola ki ben yanlışlıkla sana selam verirsem kesinlikle alma ve hiçbir bayram dâhil karşıma çıkma. Neticeten çeyrek asırlık hukukumuzu Hukukullah değerlendirsin.

ŞİRİNZADE AHMET EFENDİ: Dünya’nın derdini gamını çekmiş hatta gavur İngiliz’in bile kahrını çekerek Muid olmuştu. Bütün kurallara uyar batı standartlarında bir İnsan-ı Kamil. Kendilerine değer verdiğim gibi o da bana kıymet verdiğinden ötürü ,“Hayrullah Efendi böyle kitap yazıp sıkıntıya falan girme” diye tavsiyede bulundu. Bendeniz de teşekkür ettim. Bilmukabele bir şeyler yapabilmek için sıfır rizikolu da olunmamalı çok büyük risklere de girmemeli ikisinin ortasını bulmalı. Çünkü siz riske girmez tavırsız kalırsanız hayatta hiçbir başarıya sahip olamazsınız. Özetle hocam bu fakiri düşündüğünüz için müteşekkirim ancak ben de sizi düşündüğüm için biraz riske girmeye davet ediyorum. Haydi Ahmet hocam ha gayret!. Risk= rızık, selamlar..

MUSTAFA ÜÇGÜLİ EFENDİ: Mustafa Efendinin tavladaki mahareti ve fırsat buldukça eyvah bu milletin beynini iğdiş ettiler diye ağıt yakması da dillere destan olur.

YALI EŞRAFINDAN MURAT ÜNAL EFENDİ: Üsküdar da sürekli gençlerle arkadaşlık kurmakla maruf yetmişlik delikanlı bisiklet sporu yapar. Şifalı otlarla iştigal eder, tutturduğu terkiplerle yaşlıları bile gençleştirmiştir. Her türlü oto tamiratında bulunur. Gerektiğinde tank bile yapabileceği iddiasındadır. Üsküdar cemaatine ikram ettiği çayları meşhur olup özellikle demleme formülünü kimseyle paylaşmayan güzel bir ruh adamı. O mütevazı hayatıyla her şeye olumlu bakabilen nadirattan beyefendi bir zat.

HESAP FASLI: Yalının Toprak Hattı’ndan ve Sarhoş İmamlar Tekkesinden en güzel farkı her türlü insanın olması, heterojen olması, ancak Sarhoş İmamlar Tekkesine de heterojen demiştik. Fakat Sarhoş İmamlar Tekkesinde her türlü insan olmasın rağmen mekân darlığı yüzünden toplu oturma mecburiyeti vardı. Yalı Akademisinde Türkiye’mizin bütün siyasi ve içtimai kesimlerinden insanların müdavim olmalarına rağmen insanlar anlaşabildikleri şahıslarla farklımasaların etrafında oturarak mütalaalarına başlıyorlar. Ben şahsen herkesle sosyal münasebet kurmaktan imtina etmeye çalışmama rağmen Lütfi Efendi gibi şıpsevdi hazirunun yüzünden bir de bakıyorsunuz ki lüzumlu lüzumsuz herkesle haşir neşir olmuş bu vesileyle de birçok bakımdan zarara uğramışsınız. Mesela hali vakti yerinde olduğu halde hayatını beleşe getirmekte profesyonelleşen zevat her masadan ikişer üçer çay içip tuvalete gitme bahanesiyle mekânı terk edip evlerine avdet ederken Yalı’nın tanınmış mağdur simaları bir de bakarsınız kalın kalıp hesaplara maruz kalmışlar, tartışma faslı başlar. Baki Efendi bazen bir kısmını siler bazen de silemez ama Doğan Efendi hemşerim kesinlikle neyse onu ister, onun için Yalızede Lütfi Efendi özellikle Doğan’a çay getir, Bakiye’de hesap getir diye seslenmeyi milli bir vecibe olarak kabul eder.

HAFIZ YAKUB KAYA EFENDİ: Yalı akademisinin mübtezel müdavimi, tavlada üstad ve Sabık Milli Ceride Muharriri Lütfi Efendiyle palabıyıkzade Zeki Efendinin şeriki azamı güzel insan Alamanya'ya ihtisasat için gitmişti. Yedi sene evvel tercüme etmesi için kendisine bir metin vermiştim. Hala haber alamadım. Bir an önce Asitane’ye avdet edip eşekli muhabbetlere devam etmesini temenni ediyor bağrımıza basıyoruz.

YALI AKADEMİSİ MÜDAVİMLERİNDEN BAZILARI

1-Hüsnü Canbaz, 2-Ahmet Meral, 3-Enis Köse, 4-Ali Yücesan, 5-Sadi Kizir, 6-Osman Bostan, 7-Hüseyin Altıntaş, 8-Kenan Öztürk, 9-İsmail Kara, 10-Ahmet Ertürk, 11-Ahmet Çakar, 12-Mustafa Üçgül, 13-Lütfi Özşahin, 14-İsmet Uçma, 15-Ahmet Kara, 16-Rasim Ekşi, 17-Ahmet Şirin, 18-Mustafa Gülşen, 19-Hasan Şimşek, 20-Enver İpek, 21-Dr. Vedat Özcan, 22- Mehmet Gül, 23-Mezarcı Hasan, 24-İbrahim Sadri, 25-Nuray Mert, 26-İzoli Efendi, 27-Sedat Ümran, 28-Yılmaz Bayat, 29-Kayı Aşireti Reisi Sait Efendi, 30-İbrahim Es, 31-Hüseyin Akın, 32-M. Zeki Yağbasan, 33-İlker Alpkaya, 34-Abdullah Erol, 35-Zeki Bıyık, 36-Kadir Topbaş, 37-Aydın Menderes, 38-Ahmet Bekaroğlu, 39-Kuvva-i Milliyeci Fatma Ragıbe Kanıkuru, 40-Tansu Çiller, 41-Mehmet Ağar, 42-MHP İl Başkanı Hasan Hüseyin Ceylan, 43-Dayı Muammer, 44-Abdülkadir Erdoğmuş, 45-Ahmet Derin, 46-M. Niyazi Birinci, 47-Vali Kadir Kocademir, 48-Hasan Can, 49-Rıza Kurtulmuş, 50-Ahmet Demir, 51-Murat Ünal, 52-İmdat Özdemir, 53-Ahmet Özay, 54-Nezih Uzel, 55-Ducane Cundioğlu, 56-Medet Demir, 57-Attila Bey, 58-Abbas Birimoğlu, 59-Musa Taşdelen, 60-Mehmet Taşdelen, 61-Şair Ahmet Veske, 62-Ahmet Taştan, 63-Hikmet Kaya, 64-Roman Çeribaşı Adila Mehmet ve Arkadaşları, 65-İrfan Keleşoğlu, 66-Adnan Başer Kafaoğlu, 67-Veli Efendi, 68-Ehl-i Beyt’den Kazım Özkişi, 69- Nabi Avcı, 70-Galip Çetinkaya, 71-Ali Çelik, 72-Deniz Aygenli, 73-Yılmaz Yüksel, 74-Seyfi Bozçelik, 75-Doğan Temel, 76-Yaşar Baba, 77-Veysel Akdoğan, 78-Yılmaz Türkan, 79-Hakkarili Ayhan, 80-Muallim Sami, 81-İbrahim Demirözü, 82-Gökhan Ayan, 83-İbrahim Hatitöz, 84-Rıdvan-ı İbrahim, 85-Emin Gürses, 86-Adem Sağır, 87-Fatih Yıldız, 88-Selahattin Özyurt, 89-Süleyman Tabanoğlu, 90-H. Rıza Güven, 90-Hakan Poyraz, 91-Turan Ağa, 92-Ocakçı Behçet Bey, 93-Necmi Ayetullahşoförmedari, 94-Çaycı Hikmet, 95-Ramazan Abacı, 96-Faruk Çelik, 97-Tayyip Erdoğan, 98-Filozof Orhan bey, 99-Ocakcı Nuri bey, 100-Necmettin Erişen ve damadı Ahmet bey, 101-Hüsnü ve Mehmet Kılıç, 102-Okan Kahraman, 103-Hakan Yavuz, 104-Akif Çarkçı, 105-Tuğrul Keskingören, 106-Recep Aslan, 107-Sedat Karabulut, 108-Zekeriya İyilik Efendi, 109-Ahmet Kuru, 110-Rıdvan El Meraki 111-Adnan Atayıldırımer 112- Abdülçüş Efendi 113- Fıratizade İsmail Efendi 114- Halit Özüdoğru Efendi ki bizi de kendisini de helak ü perişan etmişti 115- Miralay Muammer Mekt Efendi 116- Zeki Hacıosmanoğlu selamiali mahallesi muhtarı oturduğum sokağın adını III. Harname sokak olarak değiştirecek 117- Sadi Kizir kitaplarımızı tab ettiğinden ötürü kendisine müteşekkiriz.

 

hayrullah şanzumi küllıyatndan alıntıdır.........